22 Eylül 2020 Salı

Ben anne oldum... :)

Buraya ne yazsam içimdekini aktaramayacağım yine de özeti başlıkta dediğim gibi sade ve mavi.

Karışık, heyecanlı, telaşlı, endişeli, aşık, şişko, güzel, bulutlarda, yerde gökte hissediyorum.

Maceramız ve doğum da heyecanlı ve beklenmedik şekildeydi gerçekten dualar ve inançın etkisini hissettim zira acil olarak ameliyata alındım ama çok çok çok şükür.

Minik bey hoş geldi,ömrü bahtı hoş olsun sağlık sıhhat mutluluk tüm çocukların olsun...

Anlatacaklarım bitmedi...

Sevgiler 

8 Eylül 2020 Salı

İçselleştirme -Esinti

*Hava baya sıcak baya sıcak güneş doğuyor güneş batıyor hava değişiyor. Farkındalık...

*Hareket etmek zor ayakta durmak da öyle :) yatakta bir taraftan diğer tarafa dönmek zor çiş molası için kalkmak da.

*Plates topu istedim bakalım işe yarayacak mı? 

*Kitap dinlemek keyifli bazı yerleri tekrar tekrar dinlemek de sanki altını çizer gibi yapmak.

*Yazı yazmak ne güzel ve aslında ne büyük bir şans dünyada okuma yazma bilmeyen insanlar halen varken.

*Mevsim değişiyor hem de "bahar" var içinde. Yaprakların dönüşümü, ruhun dinginleşmesi, hayatın akışı ve değişimin güzelliğini barındırıyor, hatırlatıyor. Doğa kendi tablosunu yine ustalıkla çiziyor.

*Müzik ne büyülü bir şey ne kadar güçlü ve etkili hayret verici değil mi? İnsan ruhunu istediği yere ne kolay savurabiliyor.

*İnsan ne tuhaf bir avuç toprağız aslında ama herkesin hikayesi var  herkesinki ne kadar farklı milyarlarca farklı kombinasyon...Kimininkini duymaya bile dayanamayız, kaldıramayız kiminkini rüyalarımızda bile göremeyiz, ulaşamayız kimininkini ise tam da kendimize benzetiriz...

*Yemek yemek bazen sadece bir görev bazen bir ödül gibi önemli ve özel.

*Ekrana bakmak bazen çok zaman kaybı geliyor bazen tv programların ağına düşmüş hissediyorum. İnsanların birbirini bu denli acımasızca eleştirip bunu da erdemli ve iyi bir şeymiş gibi yansıtmaları beni korkutuyor.

*Bu kadar sulu gözlü müydüm hep yoksa gülümseyerek ağlamak da hormonlara mı dair?

*İşi özledim, sosyalleşmeyi, sohbet etmeyi, işten söylenmeyi bile...

*Hayatın her anının başka bir zaman diliminde lüks olabilecek kadar değerli olduğunu idrak ediyorum. Markete gitmek reyonlarda boş boş gezinebilmek bile nimetmiş.

*Doğayı seviyorum ağaçları saf ve temiz bir dünyayı hayal etmeyi... Hayallerde kalsa da bunun bir enerji olduğunu ve umut etmenin de naiflik olduğunu

*Bir de azıcık lavanta kokusunun temizlik hissi vermesi.


25 Ağustos 2020 Salı

Önemli Konular - Bize ne yapabiliriz? (ekleme)

 Merhaba,

Hamilelik yazılarınına bir ara verip gündemin getirdiklerine dair bir mola vermeye karar verdim. Neden mi çünkü bu ülkede ve dünyada bazen gerçekten çirkin şeyler oluyor ve maalesef hayatın bireyselleşmesinden mi yoksa susarsak görünmez oluruz sandığımızdan mı bilmem bu çirkinlikler normalleştirilir oldu.

Neler mi bunlar tacizler, istismarlar, şiddet... Biliyorum ve nerdeyse eminim ki en azından bu ülkede çocukluk geçirmiş her kadın bir şekilde tacize maruz kalmıştır. Sözlü ya da maalesef fiziksel. Yaşamadım diyen varsa da şaşırırım doğrusu şanslı sayarım. Ne acı değil mi böyle olması. Maalesef gerçekten de en azından evde tek başınayken kapıyı açarken "ben bakarım" diye bağırmış ya da taksiye, dolmuşa binerken birilerine haber vermişizdir çoğumuz. Bunun ne demek olduğunu ya da insan üzerinde nasıl bir baskı yarattığını maalesef çoğu erkek bilmiyor ve anlayamıyor çünkü böyle bir durumla karşılaşmadılar ya da olası ihtimale karşı önlem almak gibi bir mekanizma geliştirmediler. Dolayısıyla yaşamları boyunca buna kafa yormak ve bir şeyi iki üç kere düşünmek zorunda kalmadıklarından, buna göre yaşamak zorunda olmadıklarından, belki gerçekten kafaları daha rahattı nöronları daha özgürdü başka şeylere kanalize olabilmek için beyinlerinde ve ruhlarında daha çok yerleri vardı. 

Bu durumu- bunu düşünmemenin özgürlüğü- çok net farkettiğimde garip bir enerji cevheri olduğunu ve huzur bulduğumu hissetmiştim. İngilterede yaşadığım yer küçük bir sahil kasabasıydı ve suç oranı neredeyse yok denilecek kadar azdı. Öyle ki insanların dış kapıları pvc den yani baya bizim balkon kapısı tadında plastiktendi ve bazen kilitlemiyorlardı bile. (Elbette bu nadir görülebilecek bir örnek ve halen aynı şekilde midir bilemiyorum.) Yaşadığım yerin bu özelliği nedeniyle okula giderken ne giyeceğim konusunda bir kaç kere düşünmüyor ya da okuldan eve gelirken tedirgin olmuyordum, otobüse binerken korkmuyor ve akşam dışarı çıktığımda sürekli saate bakmak ya da bir yerlerde oturmak konusunda gerginlik yaşamıyordum. Bu da nasıl diyeyim kafamın daha az meşgul olmasını ve oraya akıp giden enerjinin bana kalmasını sağlıyordu. Kafam bunlarla meşgul olmayınca elbette huzur seviyem de artırıyordu. Aslında ne basit bir özgürlükten bahsediyoruz değil mi? Saçma sapan kötü niyetli birinin size zarar verme ihtimalini düşünmeme özgürlüğü! Tabi ki yine de temkini elden bırakamıyordum, sonuçta yetiştiğiniz kültür ve korkular bir anda buhar olmuyor. Kaldı ki geçici yaşanılan bir yere de fazla bağlanmamak lazımdı.

Gelin görün ki yaşadığım bazı tadsız deneyimler de temkini asla bırakmamayı öğretmişti. Daha küçük bir çocukken ergenliğin neredeyse başında ailemle İstanbul'a gitmiş ve tarihi turistik yerlerini ziyaret etmiştik. Bir camii bahçesinde yani baya avluda yürürken popomda bir el hissetmiş ve donakalmıştım. Utanç mı dersiniz, çocukluğun verdiği toyluk mu bilmem ama tepki verememiştim. O sapık ise sırıta sırata gözümün içine baka baka yürümeye devam etmişti. O gece uyuyamamış ve kendimi pis hissetmiştim. Benim suçum olmayan ve dahil olmadığım bir şeyden dolayı ben kötü hissediyordum ne büyük adaletsizlik aslında! Bir başka tadsızlığı sanırım ortaokulda servisten inip eve gelirken yaşamıştım. Apartmana girerken orda bekleyen ya da benim farketmediğim bir ne idüğü belirsiz bir pislik arkamdan apartmana girmişti. Ben yine çocuk saflığımla merdivenlerden çıkarken dikkatli dikkatli boynu uzayacakmışcasına yukarı baktığını farketmiştim ve tabii anlam veremiştim. Meğersem eteğimin altına bakıyormuş! Sonra ben bir şekilde eve girdikten sonra baya ısrarla kapıyı çaldı sanırım kapıyı anahtarla açtığımı görünce cesaret buldu. Nasıl korktuğumu ve ailemi aradığımı çok net hatırlıyorum. Sapık vazgeçmemiş ve hatta apartman da o zamanlar isimlerin yazdığı zil düğmelerine bakmış olacak ki babamın adını söyleyip içeri girmeye çalışmıştı. Allahım korusun o gün bir saflıkla ya da inanıp da kapıyı açsaydım başıma neler gelebilirdi düşünmek bile istemiyorum. midem kalkıyor öfkeden deliriyorum...

Bunları niye mi yazdım çünkü bakıyorum gündem değişmiyor bir arpa yolu ilerlememişiz. Nasıl olur diyorum, ne yapabiliriz, ne yapabilirim?  Ben şimdi bir erkek annesi adayı olarak elimden gelecek en iyi şeyin bu çocuğu doğru yetiştirmek olduğuna inanıyorum. Çocuklarımızı önce doğru yetiştirmeliyiz ki en azından artık bir şeyler değişebilsin. Elbette onun cinsiyet rollerine saygı duyacağım elbette gelişimine katkı sağlamaya çalışacağım ama kullandığım dile verdiğim tavsiyeye dikkat edeceğim. Sünnet düğünü (herkesin tercihidir ama ben doğru bulmuyorum) gibi bir rutiel yapıp erkekliğini, egosunu ya da cinsel organını kutsamayacağım ya da sen erkeksin şunu yapabilirsin bu senin hakkındır gibi şeyleri fikir edinmesini sağlayacak ifadeler kullanmayacağım, sadece erkek olduğu içn haklı ve istediğine sahip olacağı gibi bir imaj çizmeyeceğim.  En azından bunlar için çabalayacağım. Kendine inanan ve güvenen, inandığı değerler için ayakta dimdik duran, adil, hayvana, insana, doğaya saygılı sağlıklı bir birey yetiştirebilmek amacım, umudum... İnşallah da yapabilecek gücüm, imkanım ve inancım her daim olur.

Bir de değinmek istediğim bir başka konu da etiketlerin kutsanması. Daha önce bir yazımda daha yazmıştım. Annelik, babalık, meslek ya da her hangi başka bir titre insanı kutsallaştırmaz. Her anne, baba ya da doktor, din adamı, kolluk kuvveti vb.  kutsal, mükemmel ya da saygı duyulacak bireylerdir diyemeyiz. Her insanın iyilik ve güzellik timsali olmadığı gibi. Bu sıfatların hakkını veren içini dolduranlar ancak kıymetli ve değerli olarak kabul edilebilirler bence. Annelik ya da babalık kutsaldır deyip çocuğunu dövene ya da istismar edene ne diyeceğiz? Bazen öfkemize yenilip bu insanlara "hayvan" diyoruz ki bu da apayrı bir konu çünkü hayvanların insanlardan çok daha masum ve adil olabildiklerini gözardı etmiş oluyoruz. Ben artık haber okurken korkar oldum minicik ruhların, bedenlerin en güvendikleri ve güvenmeleri gerekenler tarafından tahrip edildiğini okudukça içimde bir girdap oluşuyor. Bu yüzden belki sadece günlük kullandığımız dili değiştirerek bile bir şeyler yapabileceğimize inanıyorum. Bir arkadaşım 5 yaşındaki oğlunun "çok çapkın" olduğunu ve gelen kadın misafirlere sarılarak göğüslerini tutup meme dediğini gururla ve gülerek anlatmıştı misal. Ona sorduğum soru sadece şu oldu; "bir kız çocuğun olsaydı ve karşı cins bir misafire böyle yapsaydı tepkin bu şekilde olup arkadaş ortamında "anlatır mıydın? Şaşırdı çünkü beklemiyordu ve hiç böyle düşünmemişti ama gerçek bu! Yani farkında olmasak bile günlük hayatta çocuklarımıza roller belirleyip onlara farklı mesajlar verebiliyoruz.

Konu biraz keyifsiz biliyorum ama sorunları görmezden gelirsek çözümlerimiz hep havada kalacak. O yüzden inanmanın gücü ve güzel enerjisiyle diyorum ki (herkesin inandığı bir şeyler var ve güzel dilek ve duaların enerjisinin yüksek olduğuna inanıyorum)  benim inandığım güç tüm çocukları korusun kollasın ve onun himayesinde güzelliklere kavuştursun. 

Sağlıcakla...

23 Ağustos 2020 Pazar

Hamilelik Sürecinden Notlar ve Güncel Durumlar

 Günler günlerin ardında geçip gidiyor haftanın sonu gelmiş bile. Bu hafta hem hızlı hem de yavaş geçti diyebilirim. Pazartesi ve salı akşamı biraz yürüyüşe çıkmak baya iyi geldi hem yürümek rahatlatıyor hem de nefes aldırıyor yürüdükçe daha zor nefes alsam da. Çarşamba akşamı görece yine tansiyonum yükseldiği için perşembe günü öğleden sonra kan tahlili yaptırdık. Dün akşam da doktorumla konuştuk yarın kontrole gideceğiz. Miniğim mi heyecan yapıyor ben mi bilmiyorum ama dikkatli olmakta fayda var elbette. Bu hafta böylece bitti bile ara ara arkadaşlarım aradılar sağ olsunlar hal hatır sordular. Hamile olduğumu öğrendiğimden çok içten ve kalpten dua ettiğim bir arkadaşım vardı onun hamilelik haberini aldım ve gerçekten çok sevindim. Biraz onunla konuştuk. bu ara sık sık İngilterede yaşayan dostumla görüşüyoruz saolsun ilgili alakalı ama bazen öyle bir konuya giriyoruz ya da giremiyoruz ki cidden muhabbetimiz zorlanıyor :) 

Hamilelikte büyük bir yolu geride bıraktım düşündüm de hem kendime hatıra hem de belki ilerde bir kinin bile işine yarayabilecek bilgiler varsa yazıya dökmekte fayda var. Şimdi biraz onları toparlayayım. 

Şöyle ki;

 -ilk aylar zaten oldukça heyecanlı ve kritik zamanın dolması için gün saydığım ve biraz da cinsiyeti nedir aman her şey yolunda mı diye endişe ettiğim zamanlardı. Bu dönemde kokuya çok hassastım ve midemi rahatlatan şeyler başında --> beyaz leblebi, çubuk kraker ve yağsız tost geliyordu.

-Çok fazla kitaba, bilgiye boğulmasam da beğendiğim kitaplar ve youtube kanalları oldu--> Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler 📚 , Dr Banu Çiftçi'nin Hamilelik kitabı ve youtube sayfası ve bazen ara ara incelediğim Ayşe Öner'in kitabı ve youtube sayfaları annee tv

-Kıyafete ve eşyaya en azından kendim için çok para harcamadım çok eşya da almadım. En rahat ettiğim şey elbiseydi zaten. Çoğunlukla evde olduğumdan ve sıcaklarda geçirdiğim için hem göbeğimi rahat ettirdi hem de beni sıkmamış oldu. 3-4 tane elbisem var hepsi LCW den alındı fiyatları gayet uygun ve bu dönem için de yeterli bence. Bir adet şort,tayt vb ve 4-5 t-shirt ile de doktor randevusu vs halledebildim. O nedenle çok para harcamadan ama rahatlığımı da ön plana alarak elbise ile zaman geçirmiş olmaktan memnunun. Bu dönem en çok ihtiyaç olan elzem şey iç çamaşırı bence. Rahat ve temiz içerikli yani naylon değil pamuklu olması önemli. Temiz içerikli deyince; zaten çok makyaj yapan çok kozmetiği olan bir insan değildim işe de gitmeyince pek ihtiyacım olmadı. Mümkün olduğunca içinde paraben vs olmayan şeyler kullandım özellikle şampuan için. Bir tane zeytinyağlı şampuan yine SLS paraben vs olmayan bir tane de daha önce eczaneden aldığım phyto diye bir şampuan bitirdim sayılır gayet yetti bence. Oje vs hiç sürmedim bir kere heves ettim o da bir gün filan kaldı sanırım. (Ama şunu da ekleyeyim ki son aylarda saç dökülmem nihayet durdu çok şükür çünkü cidden can sıkıcıydı. Tırnaklarsa daha hızlı uzuyor bu da hamileliğin başka bir etkisi.) Sabun zaten kaorona malum beyaz sabun ve sık sık duş alma el yıkama şeklinde kalıp kalıp bitti.

-Çatlak kremi vs çok özenmedim ama doktorum mustela'nın kremini vermişti onu arada sürdüm. Ama asıl sevdiğim şey vazelin kıvamında olan bio oil ürünüydü. Onu geçen yaz almıştım. Bu yıl açtım ve kullandım bitirdim sayılır. Bu ürünü İngiltere'de okurken evinde kaldığım Wendy'den öğrenmiştim çatlak ve lekeler için temiz içerikli bir ürün. Şimdi kullanmak nasipmiş.

-Doktorun verdiği takviyeler (omega-3, kalsiyum, magnezyum,demir vb.) yanında mümkünse ceviz ve badem yemeğe çalıştım ama bunları suda bekletip tüketmek ve çiğden yemek çok daha mühim en pek yapmadım ama yapmak daha iyi bir yöntem. Kabızlık şikayeti ise gerçekten bazen göz yaşı döktürebiliyor benim çözümüm erik kompostosu oldu. Daha doğrusu çok şükür bahçemizde yetişen erikleri geçen yıl dondurucuya bütün halinde atmış annem. Onları sadece su ekleyerek haşladım ve suyunu içtim çok şükür iyi gelmişti. Ancak şeker sınırda çıkınca erik suyu rafa kalktı ama soğuk soğuk ekşi ekşi iyi oluyordu. Bol bol su içmeye çalıştım bazen ihmal etsem de sıcakların tavan yaptığı zamanlar her daim üşüyen ben camlar açık yatmaya ve bol bol soğuk su içmeye de alıştım.

- Pandemi dönemi nedeniyle ne bir şeye aşermeyi gözüm yedi ne de nefsim yenildi diyelim çünkü korku> nefis oldu biraz. Canım ilk erik çektiğinde ilk ilk zamanlar, erik henüz çıkmamıştı marketten erik turşusu almıştık ama sonra mevsim gereği erik sofraya düşünce tadını çıkarttım. bir kere de subway sandwichi çekti canım ama dışardan yemek yemeyi gözüm yemiyor. Eşim gidip sadece boş ekmeğini almıştı. Yine de bir şey şeyi evde ikame ederek geçirdim. Canım tatlı istediyse tahin pekmez vs yedim simit çektiyse susamlı bir şey ve bunun gibi alternatifler. Diyeceğim o ki ejderha meyvesi isterim diye gece 2 de kimseyi uyandıramadım :) şaka bir yana olmazsa olmaz bir şey çekmedi galiba canım. Ama bu dönemde alıştım şeylerden biri ekmek oldu bir de wasa. Bir de tuzlu lor peyniri favorim oldu valla. Ama her markanın ki değil İzmir de öğrendiğim ve lokal bir marka. Biraz yanımda getirmiştim kıyamayıp yemiyorum o derece. 

-Çok söylendiğim zaman zaman kavga ettiğim hamilelik yastığı-ki onu da ablamdan aldım o da başka bir arkadaşından almıştı sanırım- şu an dostum olmaya çok yakın son bir iki haftadır uyurken o da uyuyabilirsem sırtımı desteklediği için sırt üstü yatmamı engelliyor bu da bebek ve benim için daha sağlıklı bir yatış pozisyonu sağlıyor. Ayrıca çok dönmemi ya da yüz üstü yatmamı da engelliyor. Gerçi azıcık karnımın üstüne yatınca farkında olmasam da bir rahatsızlık hissi ile mecburen düzeltiyorum.

-İkinci trimesterda baya enerjik ve kıpır kıpırdım tüm gün evde temizlik, yemek, kendime iş çıkartma konusunda baya balerina cif gibiydim ama şimdi ayakta durmak, sıcakta yemek yapmak vs oldukça zorlar oldu. İçimden de gelmiyor halim de olmuyor o nedenle dışardan yardım eşin yemek yapması annenin yemek göndermesi vs çok çok iyi oluyor ki bende bu seçenekler çok sık karşıma çıkmıyor. Bu yüzden buzluğa yemek yapıp atmak veya hazırda hemen yemeğe dönüştürülebilecek şeyler tutmak baya önemliymiş onu da anladım. Yapın, yaptırın atın buzluğa. 

-Bebişe de çok kıyafet vs almadım saolsun ablamın verdikleri vardı. Bir çok şeyi ondan temin ettim zaten bence gayet de mantıklı. Elbette özenilen ilk kez alınmak istenenler oluyor ama bence kullanılır durumdaki eşyaları çevreden almak da gayet mantıklı ve ekonomik. Bir iki tane yenidoğan eşyası yetecektir diye umut ediyorum onları da aldım zaten. Onun dışında aklıma yatan anne yanı yatak ve bir de ana kucağı oldu. Ana kucağını eyere konulan alçaklardan değilde görece daha büyük tekerlekli biraz yatağımsı bir şey aldım ki odadan odaya geçirebileyim ve hem bebeği hem de ana kucağını taşımak zorunda kalmayım tekerleklerle sürükleyim. Bakalım hayırlısı.  

-Bu dönemde yani hem hamilelik hem pandemi döneminde akıl sağlığını korumak baya önemli ve zor açıkcası. Ben daha fazla kitap okusaydım diyorum pek de verimli kullanamadım ama storty tel den faydalandım biraz. Biraz meditasyon yapmaya çalıştım nadiren de olsa biraz egzersiz hareketleri... Bunları daha düzenli yapmak eminim daha büyük fark yaratırdı ama olsun bir büyüktür sıfır diyorum. Bunaldıkça yazdım yazdım bir yerlere karaladım ve kesinlikle iyi geldi. arada arayan soran arkadaşlar da moralimi yükseltti özellikle görece yalnız bir dönem geçirdiğim için sohbete açtım ve minnet duydum.

Yazıyı biraz parçalı yazdığım için bir kısmına da ertesi ve daha ertesi gün devam ettirdim bu nedenle güncel bilgiler de mevcut. Şöyle ki dün doktor kontrolünde sınırda giden tansiyonum nedeniyle doğum tarihi ve şeklinde değişiklik olma ihtimali olduğu konuşuldu. Bu da beni biraz endişelendirdi biraz da telaşlandırdı ancak önemli olan elbette sağlık ve en optimal koşullarda en sağlıklı şekilde bebeğime kavuşmak o yüzden de nasip deyip olanları güzel karşılamaya çalışmak için kendime biraz zaman vermeliyim. Bu esnada da stres seviyesini yükseltmemek, çok yorulmamak ve tuzsuz beslenmeyi şiar edinmem lazım.

Sevgiler bizden



17 Ağustos 2020 Pazartesi

Hormonlar vs ben :)

Son iki gündür içim, kafam, ruhum bir tünelin bir kavanozun içinde sıkışmış gibi hissediyordum. Tünelin sonunda ışık olduğunu kavanozun kapağının açık olduğunu bilsem de aklım ruhum dinlemiyordu. Hafta sonu iki günde yataktan ağlayarak çıktım. Artık fizyolojik, psikolojik her türlü alanda biraz yenilmişlik duygusu tüm kalelerimin tersanelerimin yıkıldığı bir bunaltı hissi. Pandemi dönemi ve pandeminin etkileri, halen poposunda kurt var gibi gezen insanların kendi canlarından ziyade başkalarını attıkları risk, bu sürecin yaşlı, hasta, hamile ve diğer insanlara etkisi, bu düşüncesizler yüzünden dört duvar içinde nerdeyse hapis hayatı yaşamak, uyuyamamak, yürümekte zorlanmak, fiziksel manevra güçlüğü ve içinden hiç bir şey yapma isteği gelmemesi birleşimi beni o ruh haline soktu sanıyorum.

Kendi kendini yatıştırabilen ve çoğunlukla kendine sarılabilen bir insanım ama sanırım hormonların da etkisi ve doğumun da yaklaşmasının verdiği duygu değişimiyle başa çıkmakta biraz zorlandım. Cumartesi akşamı artık çaresiz kalan eşimin de önerisiyle annemlere gittik yemeğe bahçede oturduk biraz açık hava iyi geldi ama yine de içimdeki bulantı tam geçmemişti. Dün sabah yine tadsız uyandım ama gün içinde biraz eşimle iletişimde olmak biraz da arabayla da olsa dışarıda gezmek iyi geldi sanırım. akşam bir nebze ferah biraz daha geniş ve huzurlu hissettim bin şükür. Yine de cafelerde tıklım tıkış insanları görünce içimden saydırmadım değil! Herkese yasak gelsin evde kalsınlar bir tek hasta, yaşlı ve hamilelere izin verilsin çünkü bunların sorumsuzlukları yüzünden biz eve kapanmak zorunda kalıyoruz diye düşündüm ne yalan söyleyim.Bencillikse bencillik :(  Evet öfkeliyim dediğim gibi belki hormonlar belki de 5 aylık kapalı kalma durumu sonrası yaşadığım kırılma ama virüs ve etkilerini hiçe saymak başkalarının hakkına girmek beni sinirlendiriyor.

Hamilelik dönemini şaşalı, pohpohlu, sosyal iletişimli geçirmeyi bırakın görece yalnız her işime kendim koşan ve hatta naz yapmayı geçtim canım çekse bile içimde o hissi yok ederek geçirdim. Ama olsundu sağlıklı olmak her şeyden önemliydi. Şimdi belki de bu yüzden elime terliği alıp kovalamak istiyorum herkesi.

Her ne kadar hormonlar tüm bedenimi ele geçirip bir de duygularımla bir top gibi zıplata zıplata oynasalar da şununda farkındayım ki doğum yaklaştıkça daha bir heyecanlı biraz gergin ve sanırım daha da endişeli oldum. Bunların hepsi normal kabul ediliyormuş ama bir de şeker baskısı ve tansiyonun sınırda olması elimi kolumu iyice bağladı. İnsan hani çok bunaldığında bir tatlı ister ya canı ben onun kararını bile verirken vicdan, suçluluk ve hüzün halinde olduğumdan bu fizyolojik sıkıntılar da psikolojime pek yardımcı olmadı diyelim yine de şükür daha zorunu yaşayanlar var diyorum ve gönlümden geçen yapabileceğimin en iyisini yapmak elbette. Rabbim yardımcımız olsun :)

Şimdi kalkıp şekerimi ölçüp öğle yemeği yemeliyim sonra bu hafta içinde bazı şeyleri tamamlamalıyım ki yavaş yavaş hastane çantasını oluşturayım. Artık işin eğlenceli kısmından bahsetmek istiyorum. Oğlıuşun ve benim kıyafetlerimiz yıkanıp hazırlanacak, bez vs konulacak. Bir de can arkadaşımdan gelecek olan hediye "bez keseler" de adı yazacak inşallah.

Hmm birde bu dönem bana iyi gelen ve ihtiyacım olan şeyleri yazacağım bir yazı da inşallah.

Yemek yapmak ve sıcakta ayakta durmak biraz zorlaştı o nedenle destek ve önüme konan hazır yemeğin duacısı, minnettarı oluyorum. Şimdi gidip biraz enerji depolayım.

öpüjükler



3 Ağustos 2020 Pazartesi

Bayram geldi geçiyor, bebiş iyice büyüyor ve bu sefer de avokadolarla karşınızdayım

Merhaba,

Son yazdığım yazıdan bu yana atıp tuttuğum onu yemiyeceğim bunu yemeyeceğim artistliğim biraz söndü hatta süngüm oldukça düştü çünkü bayram ve ailelerle mesafeli de olsa görüşme derken yediklerimi pek de takip edemedim. Sanırım çok fazla etmek de istemedim çünkü zaten hamileliği dört duvar arasında geçirirken bir de üzerine yemek baskısı olunca tahammül de bir yere kadar gidebiliyor. Yine de çok şükür dengelemelerle idare edebilmeyi başardım. Yani umarım :)

Bayram da geldi ve geçti bile işte bugün son günü. Zaman gerçekten hemen akıp gidiyor. Bayram ziyaretleri açık havada ve bahçeli evlerde gerçekleştirildi. Abimleri uzun zamandır görmemiştim onlarla bahçede buluştuk. Yine ailenin büyük ve kardeş üyeleri ile bol bol bahçede hasbihal ettik bayram kahvaltısı yaptık. Hata kayınvalidemle bile aylar aylar sonra ilk kez karşılıklı oturup sohbet edebildik çünkü yine bahçedeydik. Buna da çok çok şükür tabii ki. Ama maalesef tatile gidenleri ve korona bitmiş gibi davrananları gördükçe hem içim ürperiyor hem de ciddi şekilde endişe ediyorum. Olan sadece umursamaz insanlara olsa yine neyse diyeceğim ama bu insanlar başkalarını enfekte edebileceklerini hiç düşünmüyorlar belli ki. Allaha emanetiz ne diyelim. Bitsin gitsin artık şu virüs de psikolojik baskılarından, histerilerden bir beraat edelim istiyorum. Dışarı çıktıysam eve gelince temizlik süreci, dışarda oturmak zorundaysam tedirginliğimin bin beş yüz kat artması, eve alınan her şeyin dezenfekte edilmesi ahh ahh bir de üstüne haberlere filan maruz kaldıysam maazallah... 
Herkes sağlıklı olsun da buna da şükür.

Bir yandan bitkiye, yeşile ve saksıya dikilecek her türlü malzemeyi gözüme kestirmeye devam ediyorum. Aşağıda görülenler avokado çekirdeğinden çıkan/çıkmaya çalışan fideler🌱 Bir tanesi daha yumurta şekilli, diğeri ise yuvarlak. Her ne kadar yaprak veren çekirdeği daha önce suya koydumsa da diğeri de oldukça inatçı çıktı bir türlü filizlenmedi ama yakındır. Sabrın sonu selamet.  Şimdiden söylemekte fayda var ki bunları toprağa ekince meyve vermeyecek zira aşılama gerekiyormuş ama ben bu halini bile çok sevdiğim için benim için yeşerip büyümesi yeterli. Avokadonun çekirdeği üzerindeki kabuğu soyup çekirdeğin yarısına gelecek kadar suya koymak ve suya tamamen düşmemesi için kürdanlarla sabitlemek ve beklemek kadar basit bir formülü var. Güneş alan bir yerde olursa sanırım daha hızlı sonuç veriyor. 
Bakması bile bana keyif veriyor açıkcası. Çocuklarla da yapılabilecek kolay ve eğlenceli bir faaliyet. Hem bir şeyin gelişmesini izlemek ve sabretmek hem de sonuçlarına keyiflenmek için. :) Küçük olan filizlenebilirse, onu da eşimin oğlu için takip ediyoruz her geldiğinde suyunu kontrol ediyor. Bu da onun için keyifli bir şey haline geliyordur umarım. 
Nanelerde ise haberler aynı, benim dikmiş olduğum kendini sarmaşık sanıyor öyle bir garip uzadı ama başka kök çıkarmadı :)🌿




İçimdeki minnak da büyüyor çok şükür. Artık kocaman bir insanım nerdeyse doğuma gideceğim halen kendimi aynada görünce idrak edemiyorum göbeğimin büyüklüğünü ve şaşırıyorum.  Hamilelik kafası gerçekten çok iyi.  Zaten bir olayı hatırlamak ya da kafa karışıklığı, beyin bunalıklığı haline alışılıyor ve normalleşiyor bir de üzerine sıcaklar ve kilolar eklenince beden ve zihin tam bir karmaşa haline girip sapıtıyor. 
Artık son haftalara girdim sayılır. Bu sabah bel ve sırt ağrım, ağırlaşan ve büyüyen karnım sebebiyle uyku sorunum ve sırt üstü yatmamak gerekliliği zorlamaya başladı bile. Saolsun ablam bir hamile yastığı vermişti ama o da ayrı bir delilik hali yaratıyor ve yatarken seni ele geçirmeye çalışıyor resmen. Ondan da tam verim alabilmiş değilim. Bu ara yapabildiğim tek şey bebeğe bir iki kıyafet alıp ablamın da verdikleri ile birlikte yıkamak, ütülemek ve yerleştirmek oldu ama daha da yapmam gerekenler var elbette.  Ben maalesef liste ya da bir düzen takip etmediğimden hastane çantası gereklilikleri ile devam etmeyi planlıyorum şimdilik. Bir de çok tavsiye edilen gümüş kapak diye bir aparat aldım emzirme dönemi için umarım parasını hakkedecek bir üründür dahası umarım vaadlerini gerçekleştirir.

Bu arada anımız olsun inşallah ilerde de gülümseyerek bakalım diye bir kaç poz hamile fotoğrafı çektik. Elbette evde kendi imkanlarımız ile ablamın profesyonel objektifinden. Bebiş doğunca o telaşla ya da ordaki imkanlarla fotoğraf çekme şansımız olursa o pozlarla da birlikte, onun için keyifli bir albüm yapmak ve hatta bazılarını duvarlarımıza asmak istiyorum. Bakalım dedim ya hamilelik kafası ne yapacağım belli olmaz.

Bu o özenilmiş fotolardan olmasa da tshirt üzerindeki minik yumurta resmini sevdiğim için hoşuma giden bir fotoğrafım :) tam da gözleme mi yesem yoksa poğaça mı kafasındayken :) (Bknz. büyük konuşmamak lazımmış referans önceki yazı)


Benden haberler bir ordan bir burdan karışık hallerde böyle ve mide yanmam had safhada :)

Birde bu dönem için dolunay ve dilekler şifalar güzellikler deniliyor hepsi üzerimize yağsın keyifli, mutlu, ve hep sağlıklı günlere ulaşalım inşallah :)



9 Temmuz 2020 Perşembe

Naneler naneler naneler

Uzun zamandır evde olunca evde yapılabilecekler bir yerden sonra doğal olarak kendini tekrarlamaya başlıyor halen çok şükür evdeyim haleti ruhuyesinde olsam da bazen darlanmıyor değilim. Özellikle sıcak hava iyice kendini hissettirdiğinde. Vantilatör lazım püfürdekli
 
Toprağı, doğayı, yeşilin ve mavinin insanı büyüleyen o tonlarını hep çok sevmişimdir. Karadenizin oksijen dolu dağları ve denizinin getirdiği iyot kokusunun birleşimiyle büyümüş kökenlerimin bana bir aktarımı da olabilir tabii bu. Bana hep huzur verdiği kesin. Belki de bu yüzden evde kendimce bir şeyler büyütmeye, yetiştirmeye ve aslında daha doğrusu canlı tutmaya çalışıyorum. Çiçekleri, özellikle orkideleri çok sevsem de dal dal açan orkidelerim olamıyor ve bazı çiçeklerimin kaderi de solmak oluyor maalesef. Okuyup araştırıyorum kurtarmaya çalışıyorum ama ya yerlerini ya da beni pek benimseyemiyorlar. Yine de bir kaç yıldır büyümeye devam eden ve bazen minicik de olsa sürpriz yapan limon ağacım, aleo veram ve saksıdaki mütevazi küçük ağacım bonzai halen bana umut veriyor. Geçen yıl maydonoz tohumu bulup saksıya ekmiştim ilk parti başarılı sonuç verdi ama sonra o da kurudu :( sanırım balkonun öğleden sonra yakıcı güneş alması da işleri kolaylaştırmıyor. Ama pes etmiyorum etmeyeceğim. İnsan dediğin gelişmeye büyümeye muhtaç ve muktedir. O zaman gelsin naneler naneler naneler 🎶.



Sağdaki saksı doğrudan topraktan köküyle alınan ve o toprakla saksıya ekilen nane. Sulamama rağmen minik minik kurumaya başlamış bile, belki de üstlerden almam lazım. Soldaki ise daha önce içinde kim bilir hangi bitki olup kuruyan torf toprağı içine kendi ektiğim nane sapından filizlenen mini minnacık nanem. Görüldüğü üzere o saksıda da yalnızca bir adet nane sapı büyüyebilmiş :) Bakalım nasıl gidecek büyüme ve gelişmeleri.

Bu ara bir taraftan da gebelik şekeri konu başlığı ile uğraşmaktayım. Gebelik şekeri (gestasytonel diyabet) varıdı yoğudu, varıdı yoğudu, yunus idi hızır idi yunus idi huzur idi... şeklinde takip halindeyim. 

50 gr lık glikoz çözeltisi içip yapılan şeker taramasında sınırın bir iki değer üzerinde sonuç aldık. 100 grlık şeker yükleme testini yapmadan şimdilik takip edelim dedi doktorum. Ben de elimde şeker ölçüm aleti ile pıtır pıtır şekeri ölçmeye alıştım. Korktuğum kadar acıtan bir şey de değilmiş. Emin olamadığımız tek unsur bu aletlerin kalibrasyonlarının çok hassas olmaması ve bazen doğru sonuçlar vermediği ya da artı eksi 20 fark olabileceği. 😳 Bu durumda benim de sıkıntım şu ki tam bir rota oluşturamıyorum.  Değerlerim çok yüksek çıkmıyor ama sanırım biraz daha düşük olması gerekiyormuş. Kendi kadın doğum doktorum endokrin uzmanı ile görüşmemizi tavsiye etti, şimdilik onun randevusunu bekliyoruz. Diyetisyen desteği konusunda ise maalesef çok içime sinen bir yol alamıyoruz. Biraz benim," yani madem şeker çıktı neden makarna ve ekmek yiyeyim ki diyetimden çıkarayım" tavrım. Biraz onun, " ben ne yaptığımı biliyorum önemli olan porsiyon kontrolü, dolayısıyla makarna da ekmek yiyebilirsiniz lütfen listeye uyunuz 4 yk makarna ya da ... tahıl vb. yazıyorum." tavrı... Bazen ortak müşterekte buluşamıyoruz. 

Zaten ben dikkat ediyorum her ne kadar normalde şeker ve tatlı insanı olmasam da yasak olması psikolojisi ile canım bol meyve ve bazen sütlü tatlılar istiyorsa da bebiş için tehlike yaratmasın diye yemiyorum, yiyemiyorum.  Meyve porsiyonumu azalttım. Ekmek ve hamur işi zaten yanına uğramıyorum (sadece çavdar ekmeği kahvaltıda gibi). Bazen 2 top dondurma yemek, mısır patlatmak ya da patates, havuç gibi glisemik indeksi görece yüksek bazı kaçamaklarım olabiliyor sadece. 

Ancak hamilelikten önce ki rutinim ve sağlıklı beslenme düzenim bu dönemde baya farketti diyebilirim. Görece daha sağlıklı mı besleniyordum acaba diye düşünüyorum. Mümkün olduğu kadar erken akşam yemeği işini kesiyordum, tahıl veya meyve gibi şeyleri gün içinde almaya çalışıyordum ve tabii daha hareketliydim. Her gün omega-3 ya da propolis desteği almaya dikkat ediyordum. Ekmekle, paketli gıdayla pek işim olmazdı.  Tatlı, daha ziyade tuzlu krizlerim ise genelde regl dönemi sinyalleriydi. Ancak hamilelik ve pandemi ile kendi kararlarımın sadece beni bağlamadığı ve bebişi de etkilediği bir dönem olunca uzmanlara, doktoralara teslim olmak zorunda hissediyorsun. 

Çok karatay kafası gördüm kendimi :) Canan Karatay'ı sevsem ve takip etsem de maalesef pandemi dönemi açıklamarı ile beni biraz soğuttu kendinden. Halen Ayşegül Çoruhlu'nun verdiği bilgilerin takipçisiyim açıklamaları ve bilimsel dayanakları kafama yatıyorsa uygulamaya çalışıyorum. Özellikle günün ilk ışıklarında gökyüzüne bakma konusunu.

Peki nasıl oldu da her öğün ekmek arar hale geldim sorusunun cevabı da işte burda başlıyor. Diyetisyenim her öğünde 2 dilim ekmek kuralıyla yıkıverdi o duvarları. Bir de b12 düşük diye buna bağladı. Ama şimdi bane de az değilim b12 sadece ekmekte 🍞mi var canım yemiceeeem işte her ögün yemicem. Napıyım içim rahat etmiyor. Bol bol sebzeden alırım karbonhidratımı 🌱 :) 

yazıya bitki diye başladım yine sebzeden çıktım.

hayırlı huzurlu günler olsun

sevgiler