10 Nisan 2019 Çarşamba

Bazı insanlar neden hayatımıza girer?

Merhaba,

Yavaş, sakin, bir o kadar da farklı ilerleyen bir dönem içindeyim. Bunun adı evlilik. Keyifli, huzurlu ve iyi hissettiğim bir yerdeyim. Evimi ve evdeki ruhu daha doğrusu evin kendi ruhunu ve atmosferini de seviyorum. Bunun için çok fazla çaba sarfetmem de gerekmedi açıkcası. Ne fazla şaşalı ne de "olması gerektiği için" alınan şeylerin peşine düşmedim. Çok fazla eşya /mal peşinde de koşmadım zira bunun için emek ve zaman harcamak da istemedim. Tabi bu demek değildi ki alelade ve kıymetsizce geçirdim evlilik hazırlığı dönemini. Dikkat ettiğim şey, içime sinen, içimden gelen ve manalı şeyleri almaktı/yapmaktı. Bu yüzden abartmadım, delirmedim ve gerilmedim. Çok şükür ki her şey çok içime sindi. Yapar mıyım yapmaz mıyım diye tereddüt ettiğim kına gecem de, düğünüm de şu anda yapılagelen organizasyonlara göre sade ama keyifliydi.

Ve adım attık yeni hayatımıza, ortak soyadımızla. Aldık elimize kalemimizi yazmaya başladık hikayemizi. Bizim hikayemiz de elbetteki çok önemli ve derindi. Halen de öyle ama farkıydı bir çoğununkinden. Hikayemizi biz başlattık ve yazdıysak da geçmişlerimizdi bizi biz yapan ve bazı şeyler geçmişte kalmadığı gibi geleceğe de taşınıp bugününün bir parçası oluyordu. Bizdeki en fark yaratan parça ise bir çocuğun varlığıydı.

Evlenmeden öncesinde de hayatımızın içinde olan bir çok keyifli anıyı paylaştığımız bu çocukla güzel, sımsıcak ve oldukça olumlu bir bağ oluşturduk. Öyle ki; onunla beni bir araya getiren unsur olan ebeveynden bağımsız, görünmez zincir oluştu aramızda. Elbette eşimle evlenirken geçmişinden gelen ve yadsınamayacak kadar önemli bir unsur olan bu konuyu da konuştuk. Elimizden geldiğince hem onu hem de kendimizi bu sürece hazırladık. Pedagogdan yardım aldık ve gülümseten sonuçlarla karşılaştık. Ben de elimden geldiğince yüreğimin sesini dinleyerek davrandım. Onu yok saymak gibi bir niyetim olmadı hiç bir zaman. Aksine onu hayatımıza daha sağlıklı nasıl dahil ederiz diye düşündüm, okudum ve araştırdım. Kendisi de zaten sağduyusu yüksek ve sevgiyi hisseden ve karşılık verebilen bir çocuk. Belki bu da onun hayata karşı savunma mekanizması hatta.

Eşim tüm süreçlerde çok heyecanlı ve bir o kadar keyifliydi ilk kez aşık oldum ve ilk kez gerçekten evleniyorum diyordu ve bunu beni rahatlatmak veya huzurlu kılmak için de söylemiyordu. Bunun altını çizmesi ne beni yüceltiyor ne de  kendisini ya da başkasını yeriyordu. Yalnızca içinden geleni yaşıyordu. Dürüst olmak gerekirse böyle bir suni "pışpışlanma" da çok basit/bayağı dururdu. Sadece yaşadıklarının tadını çıkartmak istiyordu. Umarım da öyle oldu.

Aşık olduğunuz insanla aynı evi paylaşmak, onun hiç bilmediğiniz, balta girmemiş alanları görmek aslında. Bu; eşyalarını nasıl düzenler, tuvaleti nasıl kullanır ya da kanepede uyuyakalır mı sorularıyla yüzleşmek gibi görünse de bir tık daha derin. Bir adaptasyon süreci hasıl oluyor ister istemez ama o da ayrı bir keyif aslında. Bazı şeyleri sıfırdan keşfetmek bazen sinirlenmek bazen de gülümsemek. Bizim için de bir alışma dönemi oldu elbette ve hatta devam da ediyor bana kalırsa :)

Uzun bir girizgah oldu. Peki bu başlık yazının neresiyle alakalıydı?

Bazen bu süreçte tökezliyorum bazen tepetaklak düştüğüm de oluyor tabi ki. Kim hayatın elinde bazen maskara olmadığını iddia edebilir ki :) Hayatın seninle alıp veremediği var gibi didişiyor, sana bir şeyi anlatıyor, birini gösteriyor, burnunun dibine getiriyor, aynı olayı tekrar tekrar yaşatıyor ki; senden daha iyi seni çıkartabilsin. Ben buna inanıyorum.

Öğreniyorum her geçen gün daha fazla. Hem kendimi okumayı hem hayatımı okumayı. Bazen rüyalarım bile yol gösteriyor bana. Asıl anahtarsa bu dengeyi kurabilecek olanın elinde ama onu da doğru kapıya ve kilide yönlendirmek gerekiyor tabi kapının açılabilmesi için. Bu tek başınıza yer aldığınız bir hikaye de değil işin gerçeği.Yan roller, yardımcı oyuncular ve sizin seçmediğiniz bir cast mevcut. Hayatın bir çok yerinde olduğu gibi. Dolayısıyla seçmediğiniz, hayatınıza dahil olmasını tercih etmediğiniz bir çok figüranın kaprsiyle, egosouyla ve hırçınlığıyla da başetmek zorunda kalabiliyorsunuz. Unutmamak gereken şey ise oyuncuların tamamını seçmediyseniz de kendi hikayenizde  yönetmen koltuğunda sizin oturduğunuz gerçeği. Dediğim gibi hayatın kendisi işte :)

Çabam anlamak ve anlaşılmak çünkü insanoğluna verilen bu konuşma yeteneği hem ödül hem de ceza bence. Öyle ki konuşarak ve anlayarak çözülmeyecek şey yok gibi. Bir diğer taraftan iki kelime ile karşınızdakine hançerler de saplayabilirsiniz. Seçim yapmak lazım.

Velhasılı kelam demem o ki her şeyin bir sebebi var bu hayatta ve benim çok inandığım bir şekilde matematiği de.  Her yaşadığımızın bir anlamı var ve bize getireceği bir şeyler de var heybesinde. Bunlara ilişkin bir çok konu başlığı var elbette. Bu şimdilik girizgah olsun.

Sevgiler




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder