Merhaba,
Hamilelik yazılarınına bir ara verip gündemin getirdiklerine dair bir mola vermeye karar verdim. Neden mi çünkü bu ülkede ve dünyada bazen gerçekten çirkin şeyler oluyor ve maalesef hayatın bireyselleşmesinden mi yoksa susarsak görünmez oluruz sandığımızdan mı bilmem bu çirkinlikler normalleştirilir oldu.
Neler mi bunlar tacizler, istismarlar, şiddet... Biliyorum ve nerdeyse eminim ki en azından bu ülkede çocukluk geçirmiş her kadın bir şekilde tacize maruz kalmıştır. Sözlü ya da maalesef fiziksel. Yaşamadım diyen varsa da şaşırırım doğrusu şanslı sayarım. Ne acı değil mi böyle olması. Maalesef gerçekten de en azından evde tek başınayken kapıyı açarken "ben bakarım" diye bağırmış ya da taksiye, dolmuşa binerken birilerine haber vermişizdir çoğumuz. Bunun ne demek olduğunu ya da insan üzerinde nasıl bir baskı yarattığını maalesef çoğu erkek bilmiyor ve anlayamıyor çünkü böyle bir durumla karşılaşmadılar ya da olası ihtimale karşı önlem almak gibi bir mekanizma geliştirmediler. Dolayısıyla yaşamları boyunca buna kafa yormak ve bir şeyi iki üç kere düşünmek zorunda kalmadıklarından, buna göre yaşamak zorunda olmadıklarından, belki gerçekten kafaları daha rahattı nöronları daha özgürdü başka şeylere kanalize olabilmek için beyinlerinde ve ruhlarında daha çok yerleri vardı.
Bu durumu- bunu düşünmemenin özgürlüğü- çok net farkettiğimde garip bir enerji cevheri olduğunu ve huzur bulduğumu hissetmiştim. İngilterede yaşadığım yer küçük bir sahil kasabasıydı ve suç oranı neredeyse yok denilecek kadar azdı. Öyle ki insanların dış kapıları pvc den yani baya bizim balkon kapısı tadında plastiktendi ve bazen kilitlemiyorlardı bile. (Elbette bu nadir görülebilecek bir örnek ve halen aynı şekilde midir bilemiyorum.) Yaşadığım yerin bu özelliği nedeniyle okula giderken ne giyeceğim konusunda bir kaç kere düşünmüyor ya da okuldan eve gelirken tedirgin olmuyordum, otobüse binerken korkmuyor ve akşam dışarı çıktığımda sürekli saate bakmak ya da bir yerlerde oturmak konusunda gerginlik yaşamıyordum. Bu da nasıl diyeyim kafamın daha az meşgul olmasını ve oraya akıp giden enerjinin bana kalmasını sağlıyordu. Kafam bunlarla meşgul olmayınca elbette huzur seviyem de artırıyordu. Aslında ne basit bir özgürlükten bahsediyoruz değil mi? Saçma sapan kötü niyetli birinin size zarar verme ihtimalini düşünmeme özgürlüğü! Tabi ki yine de temkini elden bırakamıyordum, sonuçta yetiştiğiniz kültür ve korkular bir anda buhar olmuyor. Kaldı ki geçici yaşanılan bir yere de fazla bağlanmamak lazımdı.
Gelin görün ki yaşadığım bazı tadsız deneyimler de temkini asla bırakmamayı öğretmişti. Daha küçük bir çocukken ergenliğin neredeyse başında ailemle İstanbul'a gitmiş ve tarihi turistik yerlerini ziyaret etmiştik. Bir camii bahçesinde yani baya avluda yürürken popomda bir el hissetmiş ve donakalmıştım. Utanç mı dersiniz, çocukluğun verdiği toyluk mu bilmem ama tepki verememiştim. O sapık ise sırıta sırata gözümün içine baka baka yürümeye devam etmişti. O gece uyuyamamış ve kendimi pis hissetmiştim. Benim suçum olmayan ve dahil olmadığım bir şeyden dolayı ben kötü hissediyordum ne büyük adaletsizlik aslında! Bir başka tadsızlığı sanırım ortaokulda servisten inip eve gelirken yaşamıştım. Apartmana girerken orda bekleyen ya da benim farketmediğim bir ne idüğü belirsiz bir pislik arkamdan apartmana girmişti. Ben yine çocuk saflığımla merdivenlerden çıkarken dikkatli dikkatli boynu uzayacakmışcasına yukarı baktığını farketmiştim ve tabii anlam veremiştim. Meğersem eteğimin altına bakıyormuş! Sonra ben bir şekilde eve girdikten sonra baya ısrarla kapıyı çaldı sanırım kapıyı anahtarla açtığımı görünce cesaret buldu. Nasıl korktuğumu ve ailemi aradığımı çok net hatırlıyorum. Sapık vazgeçmemiş ve hatta apartman da o zamanlar isimlerin yazdığı zil düğmelerine bakmış olacak ki babamın adını söyleyip içeri girmeye çalışmıştı. Allahım korusun o gün bir saflıkla ya da inanıp da kapıyı açsaydım başıma neler gelebilirdi düşünmek bile istemiyorum. midem kalkıyor öfkeden deliriyorum...
Bunları niye mi yazdım çünkü bakıyorum gündem değişmiyor bir arpa yolu ilerlememişiz. Nasıl olur diyorum, ne yapabiliriz, ne yapabilirim? Ben şimdi bir erkek annesi adayı olarak elimden gelecek en iyi şeyin bu çocuğu doğru yetiştirmek olduğuna inanıyorum. Çocuklarımızı önce doğru yetiştirmeliyiz ki en azından artık bir şeyler değişebilsin. Elbette onun cinsiyet rollerine saygı duyacağım elbette gelişimine katkı sağlamaya çalışacağım ama kullandığım dile verdiğim tavsiyeye dikkat edeceğim. Sünnet düğünü (herkesin tercihidir ama ben doğru bulmuyorum) gibi bir rutiel yapıp erkekliğini, egosunu ya da cinsel organını kutsamayacağım ya da sen erkeksin şunu yapabilirsin bu senin hakkındır gibi şeyleri fikir edinmesini sağlayacak ifadeler kullanmayacağım, sadece erkek olduğu içn haklı ve istediğine sahip olacağı gibi bir imaj çizmeyeceğim. En azından bunlar için çabalayacağım. Kendine inanan ve güvenen, inandığı değerler için ayakta dimdik duran, adil, hayvana, insana, doğaya saygılı sağlıklı bir birey yetiştirebilmek amacım, umudum... İnşallah da yapabilecek gücüm, imkanım ve inancım her daim olur.
Bir de değinmek istediğim bir başka konu da etiketlerin kutsanması. Daha önce bir yazımda daha yazmıştım. Annelik, babalık, meslek ya da her hangi başka bir titre insanı kutsallaştırmaz. Her anne, baba ya da doktor, din adamı, kolluk kuvveti vb. kutsal, mükemmel ya da saygı duyulacak bireylerdir diyemeyiz. Her insanın iyilik ve güzellik timsali olmadığı gibi. Bu sıfatların hakkını veren içini dolduranlar ancak kıymetli ve değerli olarak kabul edilebilirler bence. Annelik ya da babalık kutsaldır deyip çocuğunu dövene ya da istismar edene ne diyeceğiz? Bazen öfkemize yenilip bu insanlara "hayvan" diyoruz ki bu da apayrı bir konu çünkü hayvanların insanlardan çok daha masum ve adil olabildiklerini gözardı etmiş oluyoruz. Ben artık haber okurken korkar oldum minicik ruhların, bedenlerin en güvendikleri ve güvenmeleri gerekenler tarafından tahrip edildiğini okudukça içimde bir girdap oluşuyor. Bu yüzden belki sadece günlük kullandığımız dili değiştirerek bile bir şeyler yapabileceğimize inanıyorum. Bir arkadaşım 5 yaşındaki oğlunun "çok çapkın" olduğunu ve gelen kadın misafirlere sarılarak göğüslerini tutup meme dediğini gururla ve gülerek anlatmıştı misal. Ona sorduğum soru sadece şu oldu; "bir kız çocuğun olsaydı ve karşı cins bir misafire böyle yapsaydı tepkin bu şekilde olup arkadaş ortamında "anlatır mıydın? Şaşırdı çünkü beklemiyordu ve hiç böyle düşünmemişti ama gerçek bu! Yani farkında olmasak bile günlük hayatta çocuklarımıza roller belirleyip onlara farklı mesajlar verebiliyoruz.
Konu biraz keyifsiz biliyorum ama sorunları görmezden gelirsek çözümlerimiz hep havada kalacak. O yüzden inanmanın gücü ve güzel enerjisiyle diyorum ki (herkesin inandığı bir şeyler var ve güzel dilek ve duaların enerjisinin yüksek olduğuna inanıyorum) benim inandığım güç tüm çocukları korusun kollasın ve onun himayesinde güzelliklere kavuştursun.
Sağlıcakla...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder