Dün bir yazı taslağı hazırlamış ve henüz yayınlamamışken önce bu yazıyı tarihe ve internete not düşmek istedim. Geçmiş yıllara dair, tanıklık ettiğim zamanların başka bir kalemden çıktılarına usul usul ağladığım, içten bir blog yazısını okumanın akabinde yazmak istedim ben de.
Blog yazmak aslında hem anlamlı hem de anlamsız geliyor bazen. Anlamlı çünkü bir yerde derli toplu, aradığında ulaşabildiğin ve yıllar geçse bile bir tık ile ulaşabildiğin bir iz bırakıyorsun. Anlamsız çünkü bunu aslında kendine özel ve özgü yapabilecekken bazen can sıkıcı sonuçlara sebep olabilen ve tekinsiz sayılacak internet ortamında yapıyorsun. Her neyse işin sanal suçlar veya felsefesine daha fazla dalmadan söylemek istediklerimi söyleyeyim.
Hamileliğimin 27. haftasındayım zaman gerçekten su gibi akıp geçiyor. Çoğunlukla bu minnağın içimde olduğu benim bir parçam olduğu gerçeğini idrak edemediğim ya da belki de tam içselleştiremediğimi düşündüğüm duygularım oldu. Bu zamanı kaçırıyor muyum diye sordum kendime acaba hayatımın normal seyrine fazlaca kaptırıyor muyum dedim. Ona yeteri kadar manevi olarak destek vermiyor olabilir miyim diye sorguladım. Bunun yanında bazen onunla konuştuğum hatta o anı yaşamak ve saklamak istediğim için ses kaydı yaptığım da, bazen uykum kaçtığında ona hitaben yazdıklarım da oldu. İçinde sana bağlı senden medet uman bir parça olması bazen kolay kavranamayacak kadar farklı ve gerçekten mucizevi. Mucizevi olması durumu hayırlısıyla doğduğunda daha içinde, yüreğinde hissedeceğin bir şey sanırım.
İnsan olmanın ya da kendi adıma konuşayım belki sadece ben olmanın dayanılmaz laneti anı kaçırmaktan korkup tam olarak o korku yüzünden anı kaçırmak. Geçip giden ve hakkını verdim mi diye sorduğum 'zaman' beni düşündüren. Anı kaçırmak endişesi. 😐İşin gerçekçi tarafından bakınca da belki bir çok hamile de böyle hissetmiştir. '(Mindfullnes' çalışmalarına ne oldu peki diye de sorarlar tabii insana...)
Çok şükür bir çok olumlu tarafı olsa da hamileliğim büyük bir kısmını evde yalnız sayılabilecek şekilde geçirdim. Sosyalleşmeyi, arkadaşlarımın, yakınlarımın göbeğimi görüp şaşırmasını ya da kamuya aitmişcesine ellerini karnıma koymalarını geçtim normal günlük rutinde olduğu kadar bile iletişim halinde olamadım etrafımla. Dinlediğim bir kitapta (Pınar Mermer- Yavaş Ebeveynlik) kendi hikayesini anlatan yazar hamilelerin yalnız olmaması gerektiğini ve bu süreçte gerçekten çevrelerinde destek aradıklarını söylüyordu. Gerçekten de eşler zaten olayı tam olarak kavrayamıyorlar hatta dediğim gibi ben bile tam kavrayabilmiş değilim. Dolayısıyla eşler de değişen hormonlara, algı halinizin yavaşlamasına, unutkanlığınıza ya da onlar için anlamsız olabilecek ve normalde gerçekten gülüp geçeceğiniz şeylere ağlamanıza tam olarak anlam veremiyorlar. Yine de eşim saolsun destek olmaya, anlamaya çalışıyor hakkını da yemeyeyim ama 'erkekler de biraz olsun yaşasaydı keşke şu dönemi en azından fiziksel olarak' demekten de geri kalamıyorum :). Şikayet etmiyorum aslında dediğim gibi bu zor salgın döneminde işe gidiyor olsaydım eminim kaygı düzeyim daha yüksek olacaktı hatta gittiğim zaman ne kadar yorulacağımı ve belki gerileceğimi tecrübe etme şansım da oldu kısacık da olsa çalıştığım zamanda.
Bu hafta artık uyku konusu ve yatış pozisyonu biraz daha zorlar oldu. Asıl farkettiğim değişiklik ise geceleri sıcak basmaları. Nasıl anlatsam bazen bu sadece sıcaklamak değil ruhen de bunalmak hiç bir yere sığamamak vücudunun ısınması ve nereye gideceğini bilememek gibi his haline dönüşüyor. Dışarda yağmur yağarken hava pek sıcak değilken bile cam açıp yüzümü de soğuk suyla yıkayıp soğuk su içmek istiyorum. Bu durum bir, en fazla iki saat sürüyor ama son zamanlarda havaların ısınmasıyla da biraz zorlayıcı oldu ne yalan söyleyim. Miniğim akşamları ve sabah kalkınca bazen de gün içinde oturduğumda daha çok hareket ediyor galiba. Şu hafta oldu ben halen bazen; 'bu gaz sancısı mı yaa' diyorum :) Mümkün olduğunca su içmeye çalışıyorum, şekere dikkat etmek için abartmamaya çalışıyorum ama insana 4 yemek kaşığı baklagil bilmem kaç yemek kaşığı yoğurt yiyeceksin denilince bu kavram ile beslenmek de zor geliyor ey ahali. Hele de kadınlara zayıf olmanın pompalandığı şu devirde, hamileliğin ve göbiş büyümesinin yemeye en müsait olduğu en meşru sayıldığı zamanlarda tadını çıkartamamak da ne bileyim işte :) Her şey yolunda ve sağlıklı olsun da gerisi de boş tabii. İnsanlar her gün karınlarına iğe yapıyorlar bebişlerine kavuşmak için. O yüzden çok bıdı bıdı etmemek de lazım. Allah isteyen herkese nasip etsin bizlere de sağlıkla kavuşmayı tabii.
Bebişimizin cinsiyeti belli, adı da belli gibi hatta adına dair de hikayeyi bir yazı ile paylaşırım inşallah. Şimdilik biz Allaha emanetiz :)
Seviyorum kendisini bolca, arz ederim.
27. haftadan bildirdim sağlıcakla kalınız.
Sevgiler :)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
-
Bugünlerde herkes evde olmaktan şikayetçiyken ben pek de mızmızlanmıyorum zira evcimen bir insanım kendi kendimle vakit geçirmeyi severim. ...
-
Merhaba, Yavaş, sakin, bir o kadar da farklı ilerleyen bir dönem içindeyim. Bunun adı evlilik. Keyifli, huzurlu ve iyi hissettiğim bir yer...
-
Merhaba, Hamilelik yazılarınına bir ara verip gündemin getirdiklerine dair bir mola vermeye karar verdim. Neden mi çünkü bu ülkede ve dünya...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder