22 Mart 2020 Pazar

serüven başlayalı bir kaç ay oldu

Blogun adı gibi maviliğin enginliği ile feraha ermek istiyoruz her birimiz bu günlerde. Dünya karışık, hisler karışık bir tarafta endişe ve kaygının kalıcı olabilecek hasarları, diğer tarafta gamsızlık ve düşüncesizliğin ortaya çıkarmasından korkulan felaket senaryoları ve öfke...

Her ne kadar kendimi buna kaptırmamaya çalışsam da, marketten eşimin aldığı her şeyi önce balkona koymak sonra dolaba girecek olanları sirkeli suyla hatta sabunla temizlemek, poşetli gelen suların dışındaki plastik ambalaja çamaşır sulu karışımdan sıkmak sonra şişeleri açmadan önce bir daha dış yüzeleri akan su altında sirkeli karışımla yıkamak... 😐 Bu süreç hayırlısıyla geçtiğinde iz olarak takıntı ya da elleri sık sık temiz tutmaya çalışmaktan egzama gibi hastalıları bırakacak gibi görünüyor.  Normalde de kaygı düzeyi çabuk artabilen biri için pek de kolay olmadığı bir gerçek.

21 Mart ekinoksu ve bahar gelişinin kutlandığı eski geleneksel bir kutlama olan nevruzla birlikte bir de Miraç kandiliydi. Tüm bunların güzel enerjisiyle bahar gibi huzurlu mis gibi günler bizimle olsun sağlık yanı başımızdan hiç ayrılmasın inşallah.

Son yayından bu yana en azından kendime sözümü tutup biraz legolarla haşır neşir oldum. bir minik kepçe ve kurbağa bile yaptım :)

Dediğim gibi hem bu günden hem de serüvenimden bahsetmek istiyorum.

Gelelim benim serüvenime çok da detaya girmeden ilk zamanları özetlemeye çalışacağım; başlayalı henüz bir kaç ay oldu ve inşallah önümüzde de yolumuz var.  Ne yalan söyleyeyim regl düzeni her zaman tıkır tıkır olan ve bu konuda hazırlıklı olabilen bir insan olmadım pek. Hatta bazen bir kaç ay regl olamadığım olurdu. Zamanında lise ve üniversitede bunun için doğum kontrol hapları da kullandım doktorların reçetesiyle.
Bir çocuk dünyaya getirmenin (çocuk sahibi olma ifadesini pek sevmiyorum çünkü bir sahiplik ya da üstünlük gibi bir anlam ifade ettiğini düşünüyorum) sorumluluğunu almaya karar verdiğimizde biraz beklememiz ve sabırlı olmamız gerekti. Hatta yıllarca regl olamadığı için üzülen ben bu sefer regl olduğumda ağlamaklı olur oldum.  Hayat... 

Karnımda ağrılar ve kramplar başladığında hadi bakalım bu ayda olmadı diye düşünmeye başladım zira regl sancısının aynısıydı çektiğim. Ancak ağrı sızı olmakla birlikte başlamamıştı ve kendisinden haber de yoktu. Zaten düzenli olmayan regl döngüm için başka bir duruma çok da ihtimal vermeden beklemeye karar verdim. Bu süre zarfında yine azıcık da olsa umutsuzluğa kapılmadım değil.
Taa ki oldukça yoğun ve bunaltılı iş günleri ardından bir akşam arkadaşlarımla dışarı çıkıncaya kadar. Eczaneye vitamin almaya gittiğimde bir anlık kararla bir de gebelik testi isteyip, dayanamayıp yapmaya karar verdim. Dışarda bir umumi tuvaletteydim. Eve gitmeyi niye beklemedim ki diye düşünürken en azından dışardayım arkadaşlarımlayım bu konuya çok odaklanmam ve üzülmeye fırsat vermeden kafam dağılır diye düşündüm. Testin sonucuna bakmıyordum bile çünkü pek ihtimal vermiyordum ama çift çizgi görünmüştü. O an ne hissettiğimi tam bilmiyorum ama sanki bir yandan da içime doğmuştu ( insan her zaman umut ediyor tabi içten içe) garip çelişkili hislerdi. İçimde hoplayıp zıpalama ve heyecanla bağırma isteği vardı. Evde değildim, dışarda masada arkadaşlarım bekliyordu ve hiç bir şeyden haberleri yoktu. WC kabininde saçma sapan dans etmeye, kendi kendime inanamıyorum diyerek gülmeye başladım.😇 Ben kabinden çıktığımda beni gören teyzeye baya sarılmak istesem de kendimi bir şekilde tuttum.
Sürecim böyle başladı çok şükür.

Karnımda ve kasıklarımda sancı ve ağrılar bir kaç hafa devam etti önce baya endişelensem de sonra bunun normal olduğunu hem doktora gittiğimde hem de okuduğum kaynaklarda öğrendim. Ancak her kasılma da yine de korkuyordum. Mide bulantısı ise pek yoktu ama ilerleyen günlerde mutfaktan geldiğini düşündüğüm yoğun koku beni baya uğraştırdı eşime ise bana tost yapma mecburiyeti getirdi. 

Bu süreçten önce düzenli meditasyon yapmaya başlamış, omega 3 desteği alıp arada propolis içerek ve sağlıklı beslenme adına bir takım işlere soyunarak belki de sürece yardımcı olmuştum. Ancak içtenlikle dürüst olmak gerekirse artık yorulmaya başlayıp biraz teslim olmaya karar verip kendi yönetemediğim şeyleri kontrol etmeye çalışmadan biraz vazgeçmekle ve akşını seyretmekti belki de en büyük etken.

Allah bu süreçte olan ve bu süreçte olmak isteyen herkese yardımcı olsun, hepimizi korusun kollasın inşallah. 😊





19 Mart 2020 Perşembe

merhaba diyerek...

Uzun zaman oldu yazmayalı halbuki yeni yıl hedeflerimden biri de, en azından ayda bir yazı yazmaktı. Çünkü yazmanın ruhuma ne kadar iyi geldiğini biliyorum. Aslında belli ki tam da bu yüzden yazma isteği şu günlerde daha da gün yüzüne çıktı.

Anlatılacak pek çok şey var; dertleşilecek, gülümsenecek ancak gündemimiz her şeyi bir anda geride bıraktı. Günlük rutinimizi, günlük dertlerimizi allak bullak etti. Durdurdu, düşündürdü, kaygılandırdı.

Bir taraftan tarihe şahitlik ettiğimizin farkında olup bir şeyler yazmak istiyorum bir taraftan çok çok özel bir dönemi de es geçmemek istesem de yeteri kadar hakkını veremiyorum gibi hissediyorum. Bu nedenle ikisini de tek bir alanda toplayıp yazmak istedim.

Uzun zaman oldu buralarda gezip, başka hayatların penceresinden bakmayalı. İlk yaptığım şey uzun zamandır blog yazan Handan'ın yazılarını okumak oldu. Burada instagram gibi etiket durumu var mı bilemiyorum bu konuda çok iyiyim diyemem :) ama 'metebilge.blogpot.com' ve bir kaç tane daha farklı blogun yazarı kendisi.

Sonra yavaş yavaş daha önce takip ettiğim tüm bloglara göz gezdirmeye başladım daha önce açtığım blogum 'masalkahramanidegilsinki.blogspot.com' dan takip ettiğim kişileri okudum ve bu gerçekten de iyi geldi.

Şu dönemde bence gerçekten ihtiyacımız olan şey; birbirimizi anlamak, dinlemek, empati kurmak, bencillikten uzak olup tüm insanlığı düşünerek davranmak. Bu virüsün tüm insanlığa verdiği dersler var. Dünyayı gerçekten hor kullandık kaynakları tükettik. Doğaya saygı duymadık. Hayvanları koruyamadık onlara gereken saygıyı gösteremedik. Çocuklar ah çocuklar çok fazla acı gördüler son yıllarda ve bir arkadaşımın söylediği gibi tüm dünya virüsten kırılırken virüsün çocuklara zarar vermiyor olması da başka bir mesaj bence de.

Nazım Hikmet'in bir şiirine rastladım sosyal medyada ve umut doldum 'Mesaj' adındaki şiiri bu vesileyle okumanızı tavsiye ederim.

Bugünlerde evde kalma imkanım olduğu için bunu anlamlı biçimde değerlendirmeye çalışıyorum. Kendime bir liste yapmıştım ancak listenin birçok kalemini uygulayamadım tabi. Daha ziyade yemek yapmak ve temizlik yapmak, evdeki çamaşırları 60' de yıkamak bulaşıkları ise 70' de yıkamak gibi  alışkanlıklar edindim. Sürekli el yıkamak ve kolonyalamak da rutin haline geldi. Tek dileğim sağlık ve huzur çünkü bunlardan öte zenginlik ve mutluluk olmadığını yine yeniden görüyoruz.

Şimdilik imkanım olursa, lego yapmak, boyama yapmak (baya baya çocuk gibi boyama faaliyeti :)) ve  yapboza başlamak gibi normalde yapmadığım şeyleri yapmak istiyorum. Çocukken legom yoktu, nedenini bilmiyorum belki erkek çocuklara özgü diye düşünülüyordu. Yetişkinliğimde ise bu açığı kapatmak için hayli bekledim şimdi tam sırası :)
😇

Görüşmek dileğiyle, sağlıcakla


21 Eylül 2019 Cumartesi

can oldun neslican....

Bir şekilde yolu kesişen bir yerlerde hayat enerjisine şahit olan herkesin içinin buram buram acıdığını hissedebiliyorum.

Birilerin için haksızlık ve umudun söndüğü yer, birileri içinse pes etmemenin mücadale ederek devam etmenin cesur yürek olmanın sembolü.

Hiç tanımadığınız bir insanla bu denli empati kurmak... Hep 21 yaşında o kocaman gülümsemesiyle hafızalarda kalacağını bilmek bile yetiyor gözlerimden yaşlarım akmasına.

Bana gerçekten bir melekmiş bu dünyaya bir şeyler katmaya gelmiş ve güzel bembeyaz bir kuş gibi uçmuş gibi geliyor.  ölümü bile güzel kılıyor varlığıyla kattıkları gerçekten mücadelenin en onurlusu en güzelini en olumlu şekilde verebilmesi yüreğimi hafifiletmeye çalışıyor sanırım. Belki beynim bu acıyı bir şekilde meşrulaştırıyor bir misyon yüklemeye çalışıyor bilemiyorum. Ben bile böyle hissederken annesinin kardeşini düşünemiyorum Allahım sabırların en büyüğünü versin.

Bu güzel kız herkese bir şeyler bıraktı yazdıkları ve söyledikleriyle. "Belki kaybedeceğim bir şavaş içindeyim ama mücadele ederek kaybedeceğim" dedi. "Yarının ne olacağını bilmiyorum ne kadar vaktim kaldı bilmiyorum belirsizliklerle doluyum ama tek gerçek an şu an ve ben bu yüzden gülümsüyorum". dedi. 

Herkes için aynı belirsizlik söz konusu hiç birimiz bilmiyoruz yarınımızı tek gerçek an şu an. Geçmişte ya da gelecekte yaşamayı bırakıp şu anın farkında olmamız için daha ne gerekiyor ki...
Hayatın acılarından soyutlanmak, etrafımızdaki insanları değiştirmek, kötü ruhları terbiye etmek gibi bir şansımız olmayabilir ama şu anın tadına varmaya çalışarak yaşarsak en azından kendi payımıza zihnimizin kölesi değil patronu olmayı öğrenebilirsek hayat kalitemiz artabilir. Aslında farkında olmadan dün sırf bu yüzden can sıkıntısı altında ezilirken gelen bir telefonla kendimi cuma akşamının kederli kanepe versiyonuna değil de benimle olmak isteyen vaktini bana ayıran ve bundan büyük keyif alan biriyle can arkadaşımla geçirmeye ikna ettim kendimi. Üzülmem benden başka kimseyi bu kadar etkilemiyor ve hayatlarını değiştirmiyor bu hayatı yaşayan benim ve kalkıp şu anı yaşamalıyım gülümsemek için sebeplerim var dedim kalkıp arkadaşımla buluştum.(Bu ara okuduğum Berrak Yurdakul'da biraz motive etti beni eminim). O popo zorla da olsa kalktı o kanepeden ve iyi ki de kalktı. İşin güzel yanı; döndüğümde beni görünce gülümseyen birileri olması... Zaten gülümseyen bana daha da iyi geldi.

Söylemek istediğim şu ki evet hayatta zor, tadsız şeyler var ve olacak öncelikle bunu kabul etmek lazım. Yolun karanlık ve taşlı, aydınlık ve ferah yerleri var. Her ikisinden de yürüyeceğiz bu kesin ama en azından karanlıkta da yürürken aydınlığın varlığını bilmek arada gökyüzüne bakmak ve derin bir nefes almayı unutmamak bu tercihi sadece olumsuzluklar üzerine yapmamak lazım. Dün bir söz duydum kimse kimsenin hayatını mahvettim diye düşünmez yani sizi üzen kimse sizin kadar üzülmüyor ve üzüntünüz de kimseyi sizin kadar etkilemiyor. Hayat mutlu olmak için de sebeplerle dolu. 

Neslican bu yaşında bu güzellikle bu kadar zor bir mücadelenin içindeyken görebildi bunları, bu yüzden güzel mücadelesini görmek ve anlamak lazım. 
Mekanın cennet olsun dualar ışığın olsun Neslican.  Çok güzel bir yerlerdesin umarım o güzel gülümsemenle kalacaksın... 




20 Eylül 2019 Cuma

su

berrak
sakin
duru
ferah
huzurlu
hafif
naif
yumuşak
hırçın
derin
dalgalı
koyu
korkulu
kokulu
bulanık

senin ona yüklediğin manâ nasıl da değiştiriyor maddeyi
sen neye nasıl bakıyorsan o öyle aslında içinde pek tabii duruluk da olabilir koyuluk da

10 Nisan 2019 Çarşamba

Affedersiniz kafamı burada mı unutmuşum?

Biraz önce aylar aylar önce yazdığım bir yazıyı yayınladım. Demek ki ancak kendimi buna hazır hissetmişim.

Mayalı bir hamur gibi molekül molekül sindirmeyi, yavaş yavaş olgunlaşmayı, zamanla büyümeyi öğreniyorum belkide.  Gerçi öğrenmenin sonu yok, büyümenin de.  Hatta "olmak" diye bir kavram da yok aslında.

Dün bütün gün baygın gibiydim ve bu sadece ruh halimin yansıması da değildi. İçim yavaş yavaş geçiyor, ılık ılık uykulu bir hale teslim oluyordum. Biraz uzanmak üzere, sağlık hizmetlerine başvurunca bir yarım saat sonra tansiyona bakmayı akıl edebildik :) Zaten sakin sakin takılan tansiyonum artık kabul edilebilir sınırlarında altında seyrediyordu ki gördüğüm kadarıyla bu da minik bir panik yarattı. Doktor; "ayran içirin hadi" diyordu hafif telaşlı bir sesle. Ayaklarımı kaldırdılar ve bir süre sonra beni evi göndermeye karar verdiler.

Bugünse ben vücudumu dinledim ve neye mal olacağına tam emin olmayarak evde dinlenmeye karar verdim :) Alışmadık kafada dinlenme ancak donla ile bünye ilişkisindeki korelasyon kadar işte :)

Önce güzel bir kahvaltı yapayım dedim ,
sonra yaa dur etrafı mı toplasam,
yaa saçmalama azıcık dinlen,
en iyisi kitap okumak,
biraz da yazı yazsam tadıdan yenmez,
hava güzelse biraz yürüyeyim mi?
bir kaç evrak işi var ona bakarım iyi oldu,
ayy devlet dairesine gidilecekti hazır boşken randevu alsaydım....

Kafam yoğun ve haylice yorgun. Yukarıda yazdığım günlük işler ve istekler ise işin bahanesi aslında. Ruhum kötü yapılmış bir meyve salatası gibi bir meyvenin tadı bozuk olduğundan hepsinin tadını değiştirmiş. İşin kötüsü bazıları ziyan olmasın diye eklenmiş ve tadı iyi olabilecek olan meyvelerin de tadını bozmuş. Zihnim ise yıllardır kutuda duran ve birbirine düğüm olmuş ziynet eşyalarının zincirleri gibi. Kutuyu açınca varlıklarını hatırlayıp çok mutlu oluyorum ve fakat onları alıp boyunuma geçirmeden önce düğümleri tek tek çözmeyi gözüm almadığından tekrar karmakarışık koyuyorum yerine.

İşin aslı mis gibi meyveleri, çürümüş olanlar yüzünden güzelim kolyeleri de düğümlerle uğraşamayınca feda ediyorum.


ve böylece zaman yine akıp gidiyor ellerimden ve ben yukarıdaki başlığı soruyorum her baktığım yere; affedersiniz kafamı burada mı unutmuşum?

:) Sevgiler

Bazı insanlar neden hayatımıza girer?

Merhaba,

Yavaş, sakin, bir o kadar da farklı ilerleyen bir dönem içindeyim. Bunun adı evlilik. Keyifli, huzurlu ve iyi hissettiğim bir yerdeyim. Evimi ve evdeki ruhu daha doğrusu evin kendi ruhunu ve atmosferini de seviyorum. Bunun için çok fazla çaba sarfetmem de gerekmedi açıkcası. Ne fazla şaşalı ne de "olması gerektiği için" alınan şeylerin peşine düşmedim. Çok fazla eşya /mal peşinde de koşmadım zira bunun için emek ve zaman harcamak da istemedim. Tabi bu demek değildi ki alelade ve kıymetsizce geçirdim evlilik hazırlığı dönemini. Dikkat ettiğim şey, içime sinen, içimden gelen ve manalı şeyleri almaktı/yapmaktı. Bu yüzden abartmadım, delirmedim ve gerilmedim. Çok şükür ki her şey çok içime sindi. Yapar mıyım yapmaz mıyım diye tereddüt ettiğim kına gecem de, düğünüm de şu anda yapılagelen organizasyonlara göre sade ama keyifliydi.

Ve adım attık yeni hayatımıza, ortak soyadımızla. Aldık elimize kalemimizi yazmaya başladık hikayemizi. Bizim hikayemiz de elbetteki çok önemli ve derindi. Halen de öyle ama farkıydı bir çoğununkinden. Hikayemizi biz başlattık ve yazdıysak da geçmişlerimizdi bizi biz yapan ve bazı şeyler geçmişte kalmadığı gibi geleceğe de taşınıp bugününün bir parçası oluyordu. Bizdeki en fark yaratan parça ise bir çocuğun varlığıydı.

Evlenmeden öncesinde de hayatımızın içinde olan bir çok keyifli anıyı paylaştığımız bu çocukla güzel, sımsıcak ve oldukça olumlu bir bağ oluşturduk. Öyle ki; onunla beni bir araya getiren unsur olan ebeveynden bağımsız, görünmez zincir oluştu aramızda. Elbette eşimle evlenirken geçmişinden gelen ve yadsınamayacak kadar önemli bir unsur olan bu konuyu da konuştuk. Elimizden geldiğince hem onu hem de kendimizi bu sürece hazırladık. Pedagogdan yardım aldık ve gülümseten sonuçlarla karşılaştık. Ben de elimden geldiğince yüreğimin sesini dinleyerek davrandım. Onu yok saymak gibi bir niyetim olmadı hiç bir zaman. Aksine onu hayatımıza daha sağlıklı nasıl dahil ederiz diye düşündüm, okudum ve araştırdım. Kendisi de zaten sağduyusu yüksek ve sevgiyi hisseden ve karşılık verebilen bir çocuk. Belki bu da onun hayata karşı savunma mekanizması hatta.

Eşim tüm süreçlerde çok heyecanlı ve bir o kadar keyifliydi ilk kez aşık oldum ve ilk kez gerçekten evleniyorum diyordu ve bunu beni rahatlatmak veya huzurlu kılmak için de söylemiyordu. Bunun altını çizmesi ne beni yüceltiyor ne de  kendisini ya da başkasını yeriyordu. Yalnızca içinden geleni yaşıyordu. Dürüst olmak gerekirse böyle bir suni "pışpışlanma" da çok basit/bayağı dururdu. Sadece yaşadıklarının tadını çıkartmak istiyordu. Umarım da öyle oldu.

Aşık olduğunuz insanla aynı evi paylaşmak, onun hiç bilmediğiniz, balta girmemiş alanları görmek aslında. Bu; eşyalarını nasıl düzenler, tuvaleti nasıl kullanır ya da kanepede uyuyakalır mı sorularıyla yüzleşmek gibi görünse de bir tık daha derin. Bir adaptasyon süreci hasıl oluyor ister istemez ama o da ayrı bir keyif aslında. Bazı şeyleri sıfırdan keşfetmek bazen sinirlenmek bazen de gülümsemek. Bizim için de bir alışma dönemi oldu elbette ve hatta devam da ediyor bana kalırsa :)

Uzun bir girizgah oldu. Peki bu başlık yazının neresiyle alakalıydı?

Bazen bu süreçte tökezliyorum bazen tepetaklak düştüğüm de oluyor tabi ki. Kim hayatın elinde bazen maskara olmadığını iddia edebilir ki :) Hayatın seninle alıp veremediği var gibi didişiyor, sana bir şeyi anlatıyor, birini gösteriyor, burnunun dibine getiriyor, aynı olayı tekrar tekrar yaşatıyor ki; senden daha iyi seni çıkartabilsin. Ben buna inanıyorum.

Öğreniyorum her geçen gün daha fazla. Hem kendimi okumayı hem hayatımı okumayı. Bazen rüyalarım bile yol gösteriyor bana. Asıl anahtarsa bu dengeyi kurabilecek olanın elinde ama onu da doğru kapıya ve kilide yönlendirmek gerekiyor tabi kapının açılabilmesi için. Bu tek başınıza yer aldığınız bir hikaye de değil işin gerçeği.Yan roller, yardımcı oyuncular ve sizin seçmediğiniz bir cast mevcut. Hayatın bir çok yerinde olduğu gibi. Dolayısıyla seçmediğiniz, hayatınıza dahil olmasını tercih etmediğiniz bir çok figüranın kaprsiyle, egosouyla ve hırçınlığıyla da başetmek zorunda kalabiliyorsunuz. Unutmamak gereken şey ise oyuncuların tamamını seçmediyseniz de kendi hikayenizde  yönetmen koltuğunda sizin oturduğunuz gerçeği. Dediğim gibi hayatın kendisi işte :)

Çabam anlamak ve anlaşılmak çünkü insanoğluna verilen bu konuşma yeteneği hem ödül hem de ceza bence. Öyle ki konuşarak ve anlayarak çözülmeyecek şey yok gibi. Bir diğer taraftan iki kelime ile karşınızdakine hançerler de saplayabilirsiniz. Seçim yapmak lazım.

Velhasılı kelam demem o ki her şeyin bir sebebi var bu hayatta ve benim çok inandığım bir şekilde matematiği de.  Her yaşadığımızın bir anlamı var ve bize getireceği bir şeyler de var heybesinde. Bunlara ilişkin bir çok konu başlığı var elbette. Bu şimdilik girizgah olsun.

Sevgiler




24 Mart 2019 Pazar

acının da tadı var

Hayatın matematiği aslında her şeyin tersiyle anlam bulması,
iyiyi tanımlamak için kötüye,
güzeli anlamak için çirkine,
huzuru anlamak için acıya muhtacız ya da muktediriz.

Her zaman yemyeşil çimlerde masmavi gökyüzü altında deniz kokusuyla yaşamıyoruz hayatı her zaman da yaşamamalıyız zaten.  Acıdan beslenmeye inandığımdan değil, acıdan çıkmaya inandığımdan böyle düşünüyorum.

Bazen öyle şeylerle karşılaştırıyor ki hayat insan kendinden kendini biçimlendiriyor bir heykeltraş gibi.

Uykusuzluğun, açlığın ve en basit ihtiyaçların anlamını yitirdiği de oluyor buhar olup uçmak istesende denizlere ulaşacağını bilerek nefes aldığın da oluyor.  Burada gerçek kilit "denize ulaşacağına inanmak"...

Feraha ulaşacağına, tepeyi geçeceğine, yangından çıkacağına, dikenlerden kurutulacağına ya da her ne şekilde tanımlıyorsan işte... Nihayetinde inanmak

Yoğun, bulanık, bir o kadar da berrak bir şeylerin içinden geçtim, geçiyorum.

Aslında o kadar berrak o kadar da mucizevi ki...

 Zaman boyutunun olmadığı insanın kendini de anlamadığı ama anlamlandırmaya çalıştığı zamanlardan.

Şükür, her zaman yanımdaydı şükür en kıymetli kelimeydi ve etrafımdaki enerji...

Ah o benim içini yüreğinde beni taşıyanların enerjisi. İşte o enerji ile geçebildim o yollardan, zamanlardan.

Çok şükür varlığınıza çok şükür varlığımıza ve yine çok şükür hayatın kendi matematiğine.