28 Haziran 2020 Pazar

Hamilenin seyir defteri 27. hafta

Dün bir yazı taslağı hazırlamış ve henüz yayınlamamışken önce bu yazıyı tarihe ve internete not düşmek istedim. Geçmiş yıllara dair, tanıklık ettiğim zamanların başka bir kalemden çıktılarına usul usul ağladığım, içten bir blog yazısını okumanın akabinde yazmak istedim ben de.

Blog yazmak aslında hem anlamlı hem de anlamsız geliyor bazen. Anlamlı çünkü bir yerde derli toplu, aradığında ulaşabildiğin ve yıllar geçse bile bir tık ile ulaşabildiğin bir iz bırakıyorsun.  Anlamsız çünkü bunu aslında kendine özel ve özgü yapabilecekken bazen can sıkıcı sonuçlara sebep olabilen ve tekinsiz sayılacak internet ortamında yapıyorsun. Her neyse işin sanal suçlar veya felsefesine daha fazla dalmadan söylemek istediklerimi söyleyeyim.

Hamileliğimin 27. haftasındayım zaman gerçekten su gibi akıp geçiyor. Çoğunlukla bu minnağın içimde olduğu benim bir parçam olduğu gerçeğini idrak edemediğim ya da belki de tam içselleştiremediğimi düşündüğüm duygularım oldu. Bu zamanı kaçırıyor muyum diye sordum kendime acaba hayatımın normal seyrine fazlaca kaptırıyor muyum dedim. Ona yeteri kadar manevi olarak destek vermiyor olabilir miyim diye sorguladım.  Bunun yanında bazen onunla konuştuğum hatta o anı yaşamak ve saklamak istediğim için ses kaydı yaptığım da, bazen uykum kaçtığında ona hitaben yazdıklarım da oldu. İçinde sana bağlı senden medet uman bir parça olması bazen kolay kavranamayacak kadar farklı ve gerçekten mucizevi. Mucizevi olması durumu hayırlısıyla doğduğunda daha içinde, yüreğinde hissedeceğin bir şey sanırım.
İnsan olmanın ya da kendi adıma konuşayım belki sadece ben olmanın dayanılmaz laneti anı kaçırmaktan korkup tam olarak o korku yüzünden anı kaçırmak. Geçip giden ve hakkını verdim mi diye sorduğum 'zaman' beni düşündüren. Anı kaçırmak endişesi. 😐İşin gerçekçi tarafından bakınca da  belki bir çok hamile de böyle hissetmiştir. '(Mindfullnes' çalışmalarına ne oldu peki diye de sorarlar tabii insana...)

Çok şükür bir çok olumlu tarafı olsa da hamileliğim büyük bir kısmını evde yalnız sayılabilecek şekilde geçirdim. Sosyalleşmeyi, arkadaşlarımın, yakınlarımın göbeğimi görüp şaşırmasını ya da kamuya aitmişcesine ellerini karnıma koymalarını geçtim normal günlük rutinde olduğu kadar bile iletişim halinde olamadım etrafımla. Dinlediğim bir kitapta (Pınar  Mermer- Yavaş Ebeveynlik) kendi hikayesini anlatan yazar hamilelerin yalnız olmaması gerektiğini ve bu süreçte gerçekten çevrelerinde destek aradıklarını söylüyordu. Gerçekten de eşler zaten olayı tam olarak kavrayamıyorlar hatta dediğim gibi ben bile tam kavrayabilmiş değilim. Dolayısıyla eşler de değişen hormonlara, algı halinizin yavaşlamasına, unutkanlığınıza ya da onlar için anlamsız olabilecek ve normalde gerçekten gülüp geçeceğiniz şeylere ağlamanıza tam olarak anlam veremiyorlar. Yine de eşim saolsun destek olmaya, anlamaya çalışıyor hakkını da yemeyeyim ama 'erkekler de biraz olsun yaşasaydı keşke şu dönemi en azından fiziksel olarak' demekten de geri kalamıyorum :). Şikayet etmiyorum aslında dediğim gibi bu zor salgın döneminde işe gidiyor olsaydım eminim kaygı düzeyim daha yüksek olacaktı hatta gittiğim zaman ne kadar yorulacağımı ve belki gerileceğimi tecrübe etme şansım da oldu kısacık da olsa çalıştığım zamanda.

Bu hafta artık uyku konusu ve yatış pozisyonu biraz daha zorlar oldu. Asıl farkettiğim değişiklik ise geceleri sıcak basmaları. Nasıl anlatsam bazen bu sadece sıcaklamak değil ruhen de bunalmak hiç bir yere sığamamak vücudunun ısınması ve nereye gideceğini bilememek gibi his haline dönüşüyor. Dışarda yağmur yağarken hava pek sıcak değilken bile cam açıp yüzümü de soğuk suyla yıkayıp soğuk su içmek istiyorum. Bu durum bir, en fazla iki saat sürüyor ama son zamanlarda havaların ısınmasıyla da biraz zorlayıcı oldu ne yalan söyleyim.  Miniğim akşamları ve sabah kalkınca bazen de gün içinde oturduğumda daha çok hareket ediyor galiba. Şu hafta oldu ben halen bazen; 'bu gaz sancısı mı yaa' diyorum :) Mümkün olduğunca su içmeye çalışıyorum, şekere dikkat etmek için abartmamaya çalışıyorum ama insana 4 yemek kaşığı baklagil bilmem kaç yemek kaşığı yoğurt yiyeceksin denilince  bu kavram ile beslenmek de zor geliyor ey ahali. Hele de kadınlara zayıf olmanın pompalandığı şu devirde, hamileliğin ve göbiş büyümesinin yemeye en müsait olduğu en meşru sayıldığı zamanlarda tadını çıkartamamak da ne bileyim işte :) Her şey yolunda ve sağlıklı olsun da gerisi de boş tabii. İnsanlar her gün karınlarına iğe yapıyorlar bebişlerine kavuşmak için. O yüzden çok bıdı bıdı etmemek de lazım. Allah isteyen herkese nasip etsin bizlere de sağlıkla kavuşmayı tabii.

Bebişimizin cinsiyeti belli, adı da belli gibi hatta adına dair de hikayeyi bir yazı ile paylaşırım inşallah. Şimdilik biz Allaha emanetiz :)

Seviyorum kendisini bolca, arz ederim.

27. haftadan bildirdim sağlıcakla kalınız.

Sevgiler :)


27 Haziran 2020 Cumartesi

Güneşli Cumartesi-Aylardan Sonra

Bugün hava ne güzel ve ben balkonda tatlı tatlı oturup blogla ilgilenmenin keyfini yaşıyorum. Karnım iyice büyümeye başladı, artık dışardan görenlerin şüpheye yer vermeyeceği kadar hamile gözüküyorum :) Dün neredeyse ilk kez ailem dışında biriyle sosyalleşerek dışarı çıktım. Maskelerimizi taktık ve açık havada benim gibi hamile olan arkadaşımla sohbet ettik. Hatta bir hovardalık yapıp kafeinsiz soğuk kahvelerimizi de elimize aldık.  Açık hava biraz yeşillik nasıl iyi geldi anlatamam. Akşam eşim bile dışarı çıkmak senin moralini ne kadar yükseltmiş çok daha enerjiksin dedi. Maşallah J Normalleşmek halen biraz korkutucu olmakla beraber tedbirli olmayı elden bırakmamak lazım. Sebze meyveyi sabunlama, durulama, kurutma ve kaldırma ritüelini biraz olsun gevşettim buna hem mecalim olmuyor hem de sabunlamak fikri de çok doğru gelmiyor artık. Yine mümkünse biraz dışarda bekletme ve sirkeli su işine geri dönüp kabuklu olanları soyarak bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Ambalajlı olan şeyler de ise yine biraz sabunlama işine giriyorum ne yalan söyleyeyim. 'Hypo clean' adı verilen bir cihaz aldık su ve tuz karışımını elektroliz ile ayırarak bir tür temiz içerikli dezenfektan yapıyor. Bu aleti de hijyen sağladığını düşündüğümüz şekilde damacanaya ya da bazı ambalaj ve sebzelere kullanıyoruz.

 

Geçen hafta yaklaşık üç ay aradan sonra ilk kez kafamı dışarı uzattım sayılır. Kardeşim İzmir’de yaşıyor ne kendisi ne de eşi iş yerine gitmiyor yani evden çalışıyorlar. Evleri insan kalabalığından uzak ve tek katlı bu nedenle benim için rahat ve korunma açısından uygun oldu. Bir kaç gün sahilde yürüyüş yaptım ve denize uzun uzun baktım. Mavi, derin, ferah ve huzurluydu. Karnımı severek denizi ve bana hissettirdiklerini anlattım.

 

Uzun zaman sonra eşimin oğlu ilk kez tekrar bize geldi. Pandemi döneminin başından beri görüşemiyorduk daha sonra da o burada değildi derken ancak dün görüşüp alma fırsatımız oldu. Beraber vakit geçirdik sohbet ettik. Bu döneme hazırlanmak için bize destek olan pedagog ile de görüştük ve onun tavsiyelerini de almayı ihmal etmedik. Özellikle bebek haberini vermek için destek alarak gitmenin en iyisi olduğuna karar vermiştik. İnşallah güzel, sağlıklı bir bağlanma yaşayabiliriz hep birlikte J

 

Bu ara özellikle kardeşimin yanındayken lor peyniri ve salatalık domates ile yapılan salatayı yer oldum diyebilirim. Kardeşim eşi çingene pilavı diyor adına bence de gayet keyifli bir öğün oluyor. Tadı yerinde bir lor peyniri ile tavsiye edilir. Birde sebze yemekleri yapmaya daha çok özen göstermem lazım ve ekmek ve şekerden uzak durmam. Şekerle çok aramız yok gerçi, çok düşkün değilimdir. Buna rağmen şeker değerim biraz sınırda çıktı bu da beni daha da dikkatli olmaya yönlendirdi.  Disiplinli olacağım diye saat tutarak yemek yemek ve diyetisyenin verdiği menüye uymak biraz sinir bozucu çünkü o liste çok manalı değil bence 4 yemek kaşığı makarna 8 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği...  Yani bu değerler ve kısıtlar beni azıcık geriyor ve bazı yemekler için hesaplaması da zor oluyor.  Bencileyin daha çok sebze daha az ekmek ve abartısız meyve ile düzenlenebilir ama bu dönemde kafana göre hareket etmek de zor açıkçası tek sorumlu  olduğun kendi vücudun olmadığı için. Bu yüzden en azından kendim kontrol edebileceğim şeyleri biraz daha düzenli hale getirmeye çalışacağım daha fazla hareket etmek gibi.

 

Normal de çok düşkünü olmasam da herhalde evde olmaktan ve kahve fikrinin keyfi çağrıştırmasından arada canım kahve içmek istiyor çok sık olmasa da bir fincan yapıyorum J Bazen de böyle minik bir panda ile  karşılaşıyorum o da kahveden çok daha fazla keyif veriyor bana, tıpkı kokusunun tadından daha güzel olduğunu düşünmem gibi.


 

Benden şimdilik bu kadar. Aslında aklımda başka bir yazı vardı ama demek ki onun biraz daha vakti var. Okumaya çalıştığım kitaplar da var bitince inşallah yazarım.

 

Ergenlikteki günlük yazılarının sonu günü hoşçakal blog 😌


Sevgiler

 

 

 

 

 

4 Haziran 2020 Perşembe

Korona Günlerinde Gebelik, Birazcık 'Kadın'a Dair ve Hayattan Yakalamaya Çalıştıklarım

Merhaba,

İşte yine burdayım yazmanın ruhuma hep şifa olduğunu biliyorum. Diğer blogumda okuyucu ve takipçi sayım çok daha fazlaydı ama o artık miadını doldurmuştu ve burdan devam etmek istedim. Hayatta bir şekilde insanlarla yollarımız yazı yoluyla kesişecekse zaten olacak. Yazmak önce kendim için, her şeyden önce bana aitti çünkü. Bu blog ise yeni, ferah ve mavi... Diğerinin adı masal kahramanı ile ilgiliydi bu da 'mavi' hayatımın seyrine göre isimlenmiş farkında olmadan aslında... Umarım bu mavi hayatımda çok ama çok ferah olur :)

Gebeliğimin artık 24. haftasına girdim yani son trimestera geçiyorum artık yavaş yavaş. Bir önceki yazıda yaptığım gibi bu dönemde yaşanılanları sınıflandırmalar yapan bir yazı daha yazmak istiyorum ama ona biraz daha var inşallah. Şimdilik gerçekten de 2. trimesterin keyifli bir dönem olduğunu söyleyebilirim. Cidden enerji düzeyi yüksek ve özellikle sonuna doğru bebeği hissetmeye başlayınca onun içerde seninle, senin canından bir parça olduğunu idrak etmek ve onun orda oluşundan keyif almak artıyor. Bu ara sırt ağrılarım ve bel ağrım biraz arttı bu da özellikle sabahları yataktan kalkarken hissettiriyor kendini ve su içme ve çiş molası için gece uykusu bölünmeleri de oldukça revaçta diyebilirim.  Beden ağırlaşıyor ağırlık merkezi değişiyor ve omurganız buna biraz tepki veriyor. Bu dönem özellikle çok su içmem gerekiyor doktorum da uyardı ve ihmal ettiğim bir şeyi biraz da altını çizerek hatırlattı.💪💧 Artık hayırlısıyla son döneme giriyorum biraz daha kendime ve bebeğe dikkat etmek, izlemek, bilgi yatırımı yapmak için çabalamak istiyorum. Bazen anı kaçırıyorum ve tadını çıkaramıyorum diye üzülüyorum da.  Bu dönemde en büyük destekçilerimden biri; sürekli beni kontrol eden nazımı çeken arkadaşım chi ve yine bana en iyi hissettiren şeylerden biri de en yakın arkadaşlarımdan birinin de hamile olması. Böylelikle duygularıma tercüman olan biri daha var. Elimden geldiğince bir şeyler yapıyorum ama zihin bazen geçmişte ya da fazlasıyla gelecekte takılıyor, onu tutup kolundan şu an'a getirmek gerekebiliyor.  
Canımıniçi ve kelimenin tam karşılığıyla canımın taa içi bebeğim inşallah sağlıkla büyüsün ve sağlıkla gelsin diye duam. 

Bir yandan da ben bu dönemi aşırı özelleştirmedim sanırım. Hem denk geldiği dönemde evlere kapanmak zorunda oluşumuzdan sosyal paylaşım ve sohbetler azaldığı için hem de yine pandemi döneminde sanırım aşırı kaygılanmamak bebeğe de yansıtmamak için. Elbette eşsiz ve biricik bir dönem olduğunun ve herkesin deneyiminin de kendine özel ve biricik olduğunun farkındayım ama anneliğin zaten doğası ve içgüdüsü oldukça kıymetli ve kutsal bunu ekstra pohpohlamak ve köpürtmek biraz abartılı geliyor bana ve maalesef herkesin de dürüst olduğunu, samimi olduğunu düşünmüyorum.  Hiç mi bunalan off diyen anne yok hiç mi arada düşmeyen, yorulmayan, bıkmayan insan yok? İnsanlar bu kutsanmışlık içinde 'kötü, yanlış, eksik' damgası yememek için mücadele ediyorlar ve saklanıyorlar gibi geliyor. Ama insanlık ve doğal olan neyse odur.
Hatta bunun kadınlar üzerinde baskı oluşturan ve bazen kadının kadına yaptığı bir nevi şiddet olduğunu düşünüyorum. Nasıl mı? Anne olanın anne olmayana yüklenmesi gibi. Sosyal medyada bir çok örneğini gördüm ne yazık ki!  Toplum baskısı da cabası! Sizin mahreminizi futursuzca eleştirebilen insanlar var. Bunu kendinde rahatlıkla hak görerek. 'Bebek istemiyor musun? Yaşın geçiyor, daha neyi bekliyorsun, adamı sevmesen de çocuk yap garantin olsun, tek çocuk olmaz kardeş yap' vb....(örnekler bitmez). Bu sorular ve el-alem ne der  hiç bitmiyor galiba çünkü hayatının her döneminde bir şekilde karışma haddini görebiliyorlar kendilerinde. İşin acısı da ne kadar iyi niyetli olunursa olsun bu sorularla birinin kalbindeki yaranın dağlanıp dağlanmadığını bilemezler. Çocuk yap çocuk yap diye ısrar ettiğiniz kadın belki her ay elindeki test çubuğuna bakarak ağlıyor çok istiyor ama size, 'olmuyor, deniyoruz' demek yerine daha erken ya da düşünmüyoruz diyor çünkü alanına giriyorsunuz çünkü müdahale ediyorsunuz çünkü psikolojik şiddete maruz bırakıyorsunuz...
Doğuranın doğurmayanı hor görmesi, bunu bir üstünlük sayıp kendini yüceltmesi doğru mu? 
Kaldı ki bunların aksine anne olmak istememek de bir tercihtir ve kimseye yargılanma hakkı vermez. 

Ben bazı farkındalıklar yaşayıp gayri ihtiyari bile olsa insanlara bu tarz anlamlara mahal verecek şeyler söylememeye çalışarak disipline ediyorum kendimi çünkü bazıları cidden laf olsun diye söylenen şeyler belki ama hiç de gerek yok.

Benim inancım, Allahın size bahsetmiş olduğu bu güzel emaneti korumanız ve kollamanız gerektiği bu sizi başkasından daha üstün, becerikli ya da kıymetli yapar mı? Bilmiyorum. Dediğim gibi Allah size bunu lütfetmiş ne güzel ama bu başka bir kadını kırmak için sihirli bir değnek vermez elinize. Kaldı ki annelik sadece kan bağı değil bazen de can bağıdır ve ben buna yürekten inanıyorum. Allah hamilelere sağlıkla bebeklerini kucaklamak ve büyütmek, bebek isteyenlere de bunu yaşamak nasip etsin diyor konuyu daha da uzatmıyorum. 

Hamilelere verilen idari izin kapsamında evdeyim ve bunun için şükür ve minnet doluyum.💓 Allah dışarda olan herkese kolaylık versin. Normalleşme sürecine girildi ancak insanlar bir anda her şey bitmiş psikolojisinde hareket ediyorlar bu ilerle daha büyük sorunlara yol açabilir o nedenle elim biraz yüreğimde. Tam ülkece alnımızın akıyla çıktık derken bir avm gezmek ya da dışarda yemek uğruna sevdiklerimizi ve kendimizi riske atmamak lazım. Ben de çok ama çok özledim biraz daha özgür olmayı hatta en basitinden markete gidebilmeyi ama sabırılı olmak lazım diye düşünüyorum.  

Evde olmak hem iyi hem de bazen verimsiz çünkü hayat biraz rutine biniyor. Yemek yap akşam yemeğini planla en büyük sorunsalım mesela :) Bu yüzden günün içine güzel pırıltılar eklemek istiyorum bunun üzerine biraz çalışmalıyım. TV ya da bilgisayar karşısında saatler akıp geçebiliyor. O okumak istenilen kitap bir türlü ele alınamıyor mesela. İnsan her gün de enerjik ve motive olamıyor tabi ki hele ki kanınızda ciddi miktarda hormon dolaşarak ve ruh halinizde hızlı dalgalanmalar yaratabiliyorken. Söz uçar yazı kalır demişler o zaman burdan kendime not her haftanı minicik de olsa anlamlı hale getirecek bir şey yap. 😇Mesela bir adım atıp bir tane online eğitim almayı planlıyorum. 

Sağlıcakla ve sevgilerle